Tanrı Bizimle Eki15

Tanrı Bizimle

Tanrı Bizimle  *** Karakterler Hannah                         Simon Mariam (Kız)               David (Oğlu) Levi                                Luke  *** Ortam:  Çay içilen bir oda. Simon ve iki arkadaşı Levi ile Luke, saatlerdir konuşmaktadır. Hannah ve kızı içerir girer. Kız (Mariam) köşede oynar.  *** Hannah: Simon, işte buradaymışsın! (Luke ve Levi’ye dönerek) Siz hala burada mısınız? Levi: Bütün gece uyumadık. Luke: Daha fazla çaya ihtiyacımız var. Hannah: Tabii. Daha fazla çay ile dünyanın bütün gizemleri çözülecek. (Biraz daha çay yapmaya başlar) Levi: (Hannah’ya) Bütün Yeruşalim bu kadar karışıkken sen nasıl böyle sakin olabiliyorsun? Hannah: Öyle mi? Luke: Biliyorsun… Hirodes’in zengin yöneticileri dünyanın bu bölgesine gönderdiği dedikoduları yüzünden… Kral olacağı söylenen bir bebeği arıyorlar. Levi: Dün gece gökyüzünde onları buraya yönlendiren melekler gördüklerini söyleyen çobanlar da var. Bütün bu kargaşa bu bebek için! Mariam: Ahırımızdaki bebek mi? Luke: (Ellerini kaldırarak) Evet!!! (Hannah’ya) Bu sana hiçbir şey ifade etmiyor mu? Büyük bir şeyler oluyor! Hannah: (Bardakları kurularken) Muhtemelen. Ama bunun anlamı ne? Levi: Görünüşe bakılırsa, kutsal yazılara göre, Tanrı geliyor! Simon: Düşünsene; Tanrı bu dünyaya bir bebek olarak geliyor. Luke: Mümkün değil! Levi: Kesinlikle mümkün değil! Simon: Mümkün olamaz gibi görünüyor. Hannah: Hah, başladığınız yere döndünüz! Simon: Yani bence, imkansız değil. Tanrı için hiçbir şey imkansız değildir. Hannah: Bildiğim iyi oldu. Levi: Hayır, imkansız değil… Ama Tanrı böyle bir şey yapmazdı. Luke: Asla! Hannah: Şimdi de Tanrı’nın aklını okuyorsunuz demek! Onun ne yapıp yapmayacağını biliyor musunuz yani? Simon: (Kutsal yazıları açıp okur…) Eğer böyle bir şey yapmayacaksa, neden Kutsal Yazılarda bu var? Bakın şöyle yazıyor: “İşte, kız gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını İmmanuel koyacak.” İmmanuel ‘Tanrı bizimle’ demek. “O halkını günahlarından kurtaracak.” Luke: Lütfen! Kutsal Yazılardan bu kadarı yeter. Onu anladık! Mesih’in bir çocuk olarak geleceği, burada, Beytlehem’de doğacağına dair bir sürü işaret var. Hepsi de uyuyor! Levi: Evet, uyuyor....

Rab’bin Duası Eki15

Rab’bin Duası

Rab’bin Duası  – Okuyucu 1 Göklerdeki Tanrı Seslenirken sana Ne demeliyiz adına?      Okuyucu 2 İsa sana, Baba dedi Okuyucu 3   Bizlere de Babamız demeyi öğretti Herkes Babamız Okuyucu 2 Bir adın var senin Bu kişisel bir isim Okuyucu 4    İman sayesinde biz senin çocukların olduk Kutsal Ruh aracılığıyla sana sesleniyoruz: Abba, Baba! Okuyucu 1 Bir çocuk bir bardak su istemek için babasını gecenin ortasında uyandırabilir Okuyucu 3    Senin sevgin de tıpkı böyledir Bir ebeveynin sevgisi gibidir Bizler hata yapabiliriz Ama senin bize olan sevgin hiç tükenmez Okuyucu 2 Artık korku yok Artık pazarlık yok Artık suç ya da kaygı yok Senin adın Baba Herkes Senin adın kutsal Okuyucu 1    Bizden çok yüksekte ve ötedesin Ama bir o kadar da yakın Okuyucu 3    Hatta kendi nefesimizden bile yakınsın Bizi annemizin rahminde sen ördün Ve dedin ki: Seni seviyorum çünkü, seni seviyorum. Beni tüm yüreğinle ara. İşte geldik Okuyucu 4   Suçlarımızla geldik Okuyucu 1    Sorunlarımız var Okuyucu 4    Senden istemek için geldik Okuyucu 1    İhtiyaçlarımız var Okuyucu 4  Ama sevginle de geldik, ve diyoruz ki: Okuyucu 2 Senin adın kutsal. Okuyucu 3    Minnettarlıkla doluyuz Ve bu bizi iyileştiriyor Sana hayranız ve ancak sende tamız Okuyucu 2 Kutsal, Yüce Pak, Güzel Güçlü Kurtarıcı… Herkes Egemenliğin gelsin Okuyucu 4   Tutsaklaştırmayan egemenliğin Güç ya da kuvvetle gelmeyen Zorbalıkla, şiddetle ve kontrolcülükle yönetmeyen… Okuyucu 2 Senin egemenliğin kurtaran, hizmet eden, karşılıksız veren egemenliktir Sevginin, esenliğin, adalet ve merhametin egemenliğidir Okuyucu 3    Sonsuza dek orada yaşamak istiyoruz, bu yüzden dua ediyoruz Okuyucu 2 Egemenliğin gelsin Herkes Senin isteğin olsun Okuyucu 1    Yüreklerimizi ateşinle yak Sevginin ve gerçeğin ateşiyle İsteğimizi senin isteğine benzet ve bizi değiştir. Okuyucu 3    Kaygılandığımızda bize güvenmeyi ve sabırla beklemeyi öğret Okuyucu 4   Öfkelendiğimizde bize öz denetimi, dinlemeyi öğret Okuyucu 2...

Ekinci Eki15

Ekinci

Ekinci – #1: İşte bu sevgi hangi diyardan geliyor?         #2:  Göksel bir vatan. #3:  Tanrı’nın yeryüzündeki egemenliği #4:  her kopukluğu iyileştirir #2:  her kırılmışlığı #3:  toplumsal #4:  ekonomik #1:  etnik #3:  duygusal #2:   fiziksel #4:  psikolojik #1   Ruhsal. #3:  Bu yere girdiğinizde, #2:  Tanrı Egemenliğinin gücü içine girdiğinizde, #4:  Hayatınız her alanı iyileşmeye başlar. #1:  Bu sevgi egemenliği duymakla gelir, #3:  Onun için bunu nasıl işittiğinize dikkat edin. #2:  Yeryüzündeki egemenlikler #4:   şiddetle, savaşla, zorla #1:  ve kan ile kurulur. #3:  Oysa bu egemenlik sevgiyle gelir #2:  Tıpkı ekilip yeşeren bir tohum gibi. #1:  İşitmekle gelir #4:  Onun için nasıl işittiğinize dikkat edin. #2:  Reddetmesi kolay ve gözden kaçırması kolay. #3:  Saçma bir mesaj olarak başlar, #1:  zayıf, kırılgan #2:  ve bu dünyaya ait değil. #4:  Tanrı, hizmet etmek için geldi. #1:  O, her şeyi kaybederek, #3:  işkence çekerek #4:  ve öldürülerek #2: zafer kazanmaya geldi. #3:  O’nun ölümü #1:  tüm suçluluğumuzun sonu #2:  ve yaşamın başlangıcıydı. #3:  Bizim hayatımıza karşılık, onun hayatı Hepsi:  İşte bu sevgi hangi diyardan geliyor? #3:  Göksel bir vatan. Ve şimdi… #2:  sizin aranızdadır. #3:  Bu size işitmekle ulaşır.               #1:  Onun için nasıl işittiğinize dikkat edin. #4:  Onu reddetmek kolay. #2:  Bu egemenlikte, yukarı giden yol aşağıdan geçer, #3:  kendini bulmanın yolu kendinden vazgeçmektir, #1:  güçlü olmanın yolu alçalmaktır, #2:  zengin olmanın yolu, elindekileri paylaşmaktır #3:  büyümek ve yenilenmenin yolu #4:  acı ve ıstıraba dayanmak #3:  ve sadık kalmayı öğrenmektir. #1:  Bu egemenlik şiddetle değil, sevgiyle bir dönüşüm sağlar #3:  Sevgi dolu bir itaat yaratır. #4:  Köleler yerine #2:  çocuklar. #4:  Bu egemenlik er geç her şeyi değiştirir #2:  Onun için nasıl işittiğinize dikkat edin. #1:  Reddetmesi kolay ve gözden kaçırması kolay. #3:  Çiftçinin biri tohum ekmeye çıktar. Ektiği tohumlardan kimi yol kenarına düşer. Kuşlar gelip bunları yer. ——Kulağı...

Bende Kal

Bende Kal Karakter İsa Lale Komşu Sahne Bir kadın,  sahnede silindir şeklindeki çantalarla çevrili bir bavulun üstünde oturuyor. Komşu: Komşu merhaba! Ne yapıyorsun? Lale: Sadece düşünüyorum. Komşu: Düşünüyor musun? Kaldırımın ortasında mı? Her zaman tuhaf biriydin. (Ona bir çanta verir, Lale düşünmeden alır. Sahneden gider) Lale: Tuhaf mı? (Durak zamanı) Harika ya! Tüm komşular tuhaf  olduğumu mu düşünüyor? (İsa girer) İsa: Selam Lale. Nasılsın? Lale: (Depresif bir şekilde)  Ahh, Merhaba İsa. Ben iyiyim. İsa: Gerçekten mi? İlk tanıştığımızdan beri seni bu kadar valizlerle görmedim! (İsa’yı görmezden gelir) Tamam madem konuşmak istemiyorsun. (Gider) Lale: Dur, bekle! (Eşyalarını büyük çaba harcayarak toplar ve onun peşinden gitmeyi dener) İsa: Lale, ne yapıyorsun? Tanıştığımız gün sana ne söylediğimi hatırlıyor musun?  Lale:  Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar bana gelin ben size rahat veririm” dedin. İsa: Kesinlikle! Bütün yüklerini alırım. Ne oldu? Lale: Hiçbir şey, sadece… yani, hayat zor! İsa: Eğer birisi sana kolay olacağını söylediyse, yalan söylüyormuş Lale: Ama sen bol yaşam sözü verdin! İsa: Bol bir yaşam, kolay bir yaşam demek değil. Kolay olması iyi olduğu anlamına gelmez. Lale: (Durak zamanı) O zaman neden ben diğer insanlardan daha çok zorlanıyorum? İsa: Zorlanmıyorsun. Bu bir yalan. Tüm valizler inandığın yalanları temsil ediyor. Lale: Ama seninle tanıştığımda beni özgür kılacağını düşündüm. İsa: Seni özgür kıldım. Ancak bundan sonra, özgür yaşamak zorundasın. Lale: Nasıl? İsa: Gerçeğe inanmayı seç. Sesimi, dinlemen gereken tek ses olarak kabul et. (İsa komşunun bıraktığı çantayı alır) Lale: Komşum tuhaf biri olduğumu söyledi. İsa: İşte! Sen komşunun düşüncesine, benim düşüncemden daha çok değer veriyorsun. (İsa çantayı sahneye atar, başka bir tanesini alır.) Görüyorum ki bunu daha once yine almıştın.  Lale: Babam, ablam kadar güzel olmadığımı söyledi. İsa: Bu on yıl önceydi! Lale: Gerçekten mi? Sanki dün gibi. İsa: Sen benim eşsiz güzel prensesimsin. Senin iç...

Sözle Anlatılamayan Armağan Kas15

Sözle Anlatılamayan Armağan...

Sözle Anlatılamayan Armağan Karakterler Ümit Kemal Garson — Set: Bir masa, üç sandalye. Ümit girer ve oturur. Endişeli olduğu bellidir. Garson gelir…. — Ümit: Çay! Garson çıkar. Kemal elinde bir hediyeyle gelir. Birbirlerine selam verirler. Kemal: Selam Ümit! Nasılsın? (otururlar) Burada ne yapıyorsun? Ümit: (oflar…) Bir iş görüşmesi için buradayım. Kemal: Aa, istersen kalkayım..? Ümit: Yok yok, sorun değil. Baya erkenciyim. Kemal: İyi misin ya? Pek kendin gibi değilsin. Ümit: Kendim gibi hissetmiyorum zaten….. çok zor ya. Kemal: Ne çok zor? Ümit: Her şey! Ne gerekiyorsa yapıyorum ama ne anlamı var ki? Kendim için hiçbir gelecek göremiyorum. Kemal: Sen üniversitede değil miydin? Ümit: Öyleydim ama… bilmiyorum bir ara dönüp bitiririm belki. Ama şimdi para kazanmam gerekiyor. Paran varsa seçeneklerin var! Yeterince kazanırsam sonraki adıma karar verebilirim belki. Her şey çok umutsuz görünüyor. Garson çayı getirir. Kemal garsona saygısından kalkar ama garson ‘otur’ diye işaret edip çıkar. Ümit: N’apıyorsun sen ya? Kemal: Ne demek istiyorsun? Ümit: Aman boşver. Ee o hediye bana mı? Kemal: Çok komik! Aslında kiliseye gidiyorum şimdi. Yılın bu zamanı birbirimize hediyeler vererek Tanrı’nın bize verdiği armağanı kutlarız. Ümit: Tanrı’nın bize verdiği armağan mı? O da neymiş? Garson Kemal’in çayıyla gelir. Garson: Kendisi! ‘Bize bir çocuk doğdu, bize bir oğul verildi!’ (çıkar) Ümit: Bu garson deli ya! Kemal: Yoo, doğruyu söylüyor. Tanrı bize kendisini verdi. Bizimle olabilmek için yüceliğini bir kenara bırakarak insan bedeni aldı. Ümit: Çok saçma! Kemal: Bir düşün. Yaratan Tanrı yaratmış olduğu insanlarla neden ilişkide olmak istemesin ki? Aslında çok mantıklı. Ümit: Ama sen diyorsun ki Tanrı bu dünyaya bir bebek olarak geldi? Kemal: Inanılmaz geliyor biliyorum! Benim için de çok beklenmedikti. Böyle bir şeyi asla hayal edemezdim. Ümit: Ama şimdi bunun gerçek olduğuna inanıyorsun? Kemal: Gerçek olduğunu biliyorum çünkü hayatımı değiştirdi. Ümit bütün sorunlarını düşün, Tanrı bunların hepsini...

Gören Babamız

Gören Babamız Karakterler Melek #1 Melek #2 Adam   Set: İki melek sahnenin her iki yanında durup evrak işleriyle uğraşıyorlar. Adam, Meleğe (1) yaklaşıyor.   Adam: Merhaba! Böldüğüm için özür dilerim. Melek #1: Efendim? Adam: Kim olduğumu biliyor olmalısınız. Melek #1: Burası cennet ve ben de bir meleğim. Herkesin kim olduğunu biliyorum. Adam: Haa, demek istediğim…  Eğer ödülümün şimdi bir parçasını alırsam, hayatımı aynı şekilde sürdürür müydüm merak ediyorum. Melek #1: Ödülün mü? Adam: Evet! Demek istediğim, şu an yaşamamım bitmedi fakat neden şimdiden ödülümü almayayım? Melek #1: Anlıyorum ama yalnış sıraya girmişsin. Sıraya girmen lazım Adam: Oh teşekkürler (Melek 2 yaklaşır). Merhaba, ödülüm için geldim. Melek #2: Tabiki. (Kayıtlarına bakıyorum) Ah! İşte bu! Gördüğüm kadarıyla sen cömert birisin. Adam: O benim! Cömertliğimle tanınıyorum. Melek #2: Kiliseye gidersin. Adam: Hasta olmadıkça ya da bir tanıdığım beni ziyaret etmedikçe, asla kaçırmam Melek #2: Etkinliklere gönüllü olarak yardım ediyorsun. Adam: Kesinlikle! Eğer bir organizasyon yapılıyorsa, orada olup, görevimi yapmaya hazırım. Melek #2: Peki Tanrı’nın sözlerini okurken? Adam: Elimden geldiğince İncil çalışmalarına katılıyorum. Bakın, iyi bir kaydım var. Bu daha uzun sürecek mi? Melek #2: Acelen mi var? Birkaç soru daha soracağım. Adam: Tamam o zaman. Anlıyorum. Melek #2: İyi bir insan olmanın sende uyandırdığı his nedir? Adam: Hmm. İyi! Mükemmel hissettiriyor. Melek #2: Önemli? Saygı gören? Beğenilen bir insan gibisi hissettiriyor? Adam: Evet! Melek #2: Pekâlâ. Bu senin ödülün (sessizlik) İyi günler! (İşe geri döner) Adam: (Şaşırmış bir şekilde) Ne? Bu kadar mı?  Melek #2: (Yukarıya bakmadan) Sadece söylemek istedim. Hoşçakal. Adam: (Keyifsiz bir şekilde, giderken Melek 1 geri gelir) Affedersiniz, merak ediyorum da… mesleğiniz nedir acaba? Melek #1: Ben cennetteyim. Aslında, iş yok. Ancak sorunuza cevap vermem gerekirse, hayatlarını Tanrıya ve başkalarına sevgiyle hizmet ederek geçiren insanlara ödüllerini veriyorum. Adam: Bu insanlardan biri olduğumu düşünüyordum....

Karanlıktan

Karanlık’tan Karakterler Arın                 Javan Lale                 Tubal Sezgin             Levent Selin                Abla   Sahne: Sahnenin ortasında bir sandalye, arkasında ise ikisi sağda ikisi solda olmak üzere dört sandalye var. Sahnenin arkasında ayakta duran bir manken var (Abla). Final sahnesinde tıpkı manken gibi giyinmiş bir aktör o olarak sahneye gelene kadar diğer karakterler mankenle konuşurlar. Bölüm 1 Işıklar yanar. Sezai oturmuş, gazete okuyordur. Lale sol taraftan sahneye gelir, mankenin yanından geçerken (Abla) durup onunla konuşmaya başlar. Lale: (Abla’ya) Komşu abla! Öyle bir gün geçirdim ki! Pazara gitmek sanki savaşa gitmek gibi. (Kocasını görür) İşte kocam da burada oturmuş gazetesini okuyor. Ah, onu böyle görmek nasıl da rahatlatıcı! Sezgin: Seni duyabiliyorum. Lale: (Abla’ya) Neyse olanları sonra anlatırım. Seni nerede bulabileceğimi biliyorum! (Kocasına) Dışarısı savaş alanı gibi; bittim tükendim. Sezgin: (Başını kaldırmadan) Gelmeni bekliyordum. Benim de haberlerim var. Lale: Pazardaki hırsızlarla başa çıkmaya çalışıyordum. Sana bir şey söyleyeyim mi, her gün giderek daha da kötüleşiyor. Edom’un o açgözlü oğulları dün bana bir deri bir kemik, pörsümüş, kemikleri çıkmış küçücük bir tavuğun butunu ve kanadını satmaya çalıştı Sezgin: Dur, söyleme. Almadın değil mi? Lale: Almadım tabi. Aptal değilim! Bugün başka bir tezgahta onların tavuğunun iki katı ağırlıktakini aynı fiyata aldım. Sezgin: Birinci pazarcıya gidip gösterseydin. Lale: Ben de öyle yaptım. Sezgin: Tabii ki! Lale: Gözünün içine sokup, “bak, akraba evliliğinin çatal dilli evladı. Tavuk buna derler” dedim. “Ne yapalım” dedi yapmacık bir gülümsemeyle. “Ne yap biliyor musun” dedim, “kansızlıktan beti benzi kurumuş serçelerini, biraz büyüyene ya da iyileşene kadar kümeste tut.” Sezgin: Aferin sana! Lale: Pazarda onun gibi daha bir sürü üçkağıtçı var. Sezgin: Dinle, daha önce haber geldi… Lale: (Umursamadan devam eder) Sonra tahmin edebileceğin gibi pek hoşuna gitmedi. Ama bilirsin zaten o zamana kadar etrafımıza büyük bir kalabalık toplandığından pek öfkelenememişti. Sezgin: Canım… Lale: Bana şey...

Yedi Numaraya Hoş Geldiniz...

Yedi Numaraya Hoş Geldiniz Karakterler Dükkan Sahibi Dükkan Sahibinin Yardımcısı (Yardımcı) İki Arkadaş Eşyalar 1. Küçük mum 2. Bir bardak su (Yarı dolu) 3. Küçük bir bitki 4. Takvim 5. Kuş ve balık resimleri ya da oyuncak kuş 6. Oyuncak kedi * Bir masanın üzerinde numaralandırılmış eşyalar var. İki arkadaş dükkana girer. * Dükkan Sahibi: Dükkanıma hoş geldiniz! 1. Arkadaş: Burada ne kadar çok ıvır zıvır eşya var! Dükkan Sahibi: Evet eşya toplamayı severim. Yardımcı: Ama bunların hepsi iyi şeyler! 2. Arkadaş: Neden numaralandırdınız? Dükkan Sahibi: Dünya var olmadan önce Tanrı’nın bana verdiği armağanları hatırlayabilmem için. 2. Arkadaş: Ha, yani sadece başlangıçtan beri değil ama başlangıcın öncesinden beri mi? Yardımcı: Aynen öyle! Bunların özel şeyler olduğunu hep unuturuz! 1. Arkadaş: 1 numarada mum var. Yardımcı: (Mumu alıp ona verir) İlk gün Tanrı ışığı yarattı ve sonra ‘İyi’ dedi. 2. Arkadaş: (Su dolu bardağı alır) Galiba ikinci günde de bütün evrendeki suyu yarattı. (Kendisi bulduğu için kendiyle gurur duyar) Yardımcı: Evet! Ve sonra da, “İyi!” dedi. 1. Arkadaş: (Bitkiye işaret eder) Üçüncü gün büyüyen bitkiler! Ama şunu anlamadım. (Eline takvimi alır) 2. Arkadaş: Dur ben tahmin edeyim! Iıı, gece ve gündüzü yarattı! Bak artık zamanı böyle ölçüyoruz! Dükkan Sahibi: Doğru! (Oyuncak kuşu alır) Bu beş numara çünkü beşinci günde Tanrı uçan ve yüzen tüm yaratıkları yarattı. Yardımcı: (Oyuncak kediye işaret eder) Altıncı günde ise yürüyen tüm yaratıkları. Ve bu çok iyiydi! 2. Arkadaş: Peki ya yedinci gün? Yardımcı: Yedinci günde Tanrı dinlendi. 1.Arkadaş: Bu yüzden yedi Numara için bir eşyanız yok. Dükkan Sahibi: Aslında belki de fark etmediniz ama dükkanımın adı YEDİ. Pazar günü dinlenirim ve Tanrı’nın bütün armağanlarını hatırlarım. Ama hafta boyunca da Tanrı’da dinlenmek istiyorum.. 1. Arkadaş: Peki Tanrı’da nasıl dinleniyorsun? Dükkan Sahibi: Her şeye hakim olduğunu bilerek dinlenirim.Tıpkı başlangıçta evreni ve içindeki...

İyi Çoban

Karakterler Yuhanna (kuzu) Kalev (kuzu) Levi (kuzu) Çoban * İki kuzu (Kalev ve Levi) sağ tarafta, bir kuzu (Yuhanna) ise solda. Çoban yukarıda ama görünmüyor. * Kalev: (Yuhanna’ya seslenir) Hey, neden o taraftasın? Kayıp mı oldun? Yuhanna: Evet! Günlerdir tek başıma dolanıyorum. Levi: İsmin ne? Yuhanna: Ne demek istiyorsun? Benim ismim yok ki! (iki kuzu birbirine bakar) Sizin var mı? Levi: Çoban bizi ismimizle çağırıyor. Kalev: Bu yüzden bir ismimiz olduğunu biliyoruz! Yuhanna: Benim de bir çobanım vardı ama kaçıp gitti. Beni aramak için gelir diye düşündüm hep, ama gelmedi. Levi: Seni adınla çağırmadıysa muhtemelen senin için gelmeyecek. Yuhanna: Sizin tarafa nasıl geçebilirim? Aramızda kocaman bir uçurum var. Kalev: Sakın o uçurumu geçmeye çalışma! Levi: Düşüp ölürsün! İyi Çoban ortaya çıkar. Çoban: Yuhanna? Orada mısın? Yuhanna cevap vermez. Sadece Çoban’a bakar. Kalev: Sana diyor! Levi: Yuhanna – bak ismin buymuş. Yuhanna: Ha, ıı, evet! Burdayım. Bana yardım edebilir misin? Çoban: Tabii ki. Seni arıyordum. (Çoban onu takip etmesi için Yuhanna’ya işaret eder.) Beni takip et! Yuhanna onun peşinden çıkar. Diğerlerine katılır. Çoban: Artık evine döndün. Ama hala kayıp olan başka koyunlar var. Sonra döneceğim! (Gider) Levi: Koyunlarını seven tek çoban o. Yuhanna: O kim? Kalev: O’nun adı İsa. O da bizim gibi bir kuzuydu. Levi: O uçurumda öldü. Artık bizim ölmemize gerek yok. Yuhanna: Öldü mü? Kalev: Evet, ama Çoban olarak tekrar hayata döndü. Ve artık kayıp olan herkesi kurtarıyor. Yuhanna: Vay. Benim tanıştığım diğer çobanlardan çok farklı. Levi: Evet, sonuçta O İsa! Kalev: İyi Çoban! * Attachments Iyi Coban (35...

Egemenliğin Gelsin

Egemenliğin Gelsin Karakterler Dimas İhsan Nuray – Sahne Düzeni: İhsan, Dimas ve Nuray sahneye konuşarak girerler. Nuray’ın elinde 8×10 boyutlarında üç boş kağıt vardır. Dimas’ın elinde 8×10 boyutlarında üç fotoğraf ve bir de Kutsal Kitap vardır. – Dimas: Burası daha sakin, burada konuşalım. İhsan: Peki, madem öyle istiyorsun. Ee neler oluyor? Nedir bu ciddiyet? Nuray: Bu bir müdahale konuşması. İhsan: Şaka bu değil mi? Durum her ne ise o kadar da kötü değildir herhalde! Dimas: Hayır, çok kötü! Nuray: Seni seviyoruz İhsan. Ama yanlış olan bir şey var. Bu yüzden buradayız. İhsan: Bana her şey yolunda gibi geliyor! Keşke neyden bahsettiğinizi bilsem. Dimas: Bunlar yardımcı olur! Sana tanıyabileceğin bazı insanların fotoğraflarını getirdim. Bunlardan bazılarına kızgınsın. Nuray: Ve bazılarını da çeşitli nedenlerle hayatından çıkartmışsın. İhsan: Hepsi bu muydu? Ama bu gayet normal! Nuray: (Biraz yılmış bir şekilde ) İsa kardeşine ‘ahmak’ diyen birinin cehenneme gidebileceğini söyledi. İlişkilerimizi önemsemediğini mi sanıyorsun? İhsan: Biliyorum! Ama birisine öfkelenmenin onu öldürmekle aynı şey olduğunu da söyledi. Ama sanırım bir ders vermek için biraz abartıyordu. Nuray: Gerçekten mi? İlginç! . Dimas: Tamam, bak. Bu Tanrının Krallığındaki vatandaşlık belgen. (Kutsal Kitabı uzatır). Buna göre her insan Tanrı’nın benzerinde yaratıldı değil mi? İhsan: Evet. Nuray: Bu her bir insanı Tanrı’nın gözünde son derece değerli yapar. İsa birbirimize olan davranışlarımızda bu hassasiyete sahip olmamızı istiyor. Dimas: Mesela… Şu insanın fotoğrafına bir bak. (bir fotoğrafı tutar) İhsan: O mu? O benim kuzenim! Dimas: Biliyoruz. Ve sen onun arkasından hep iftira atıyor, kötü konuşuyorsun! Dimas yavaşça fotoğrafı ortasından yırtarak ikiye ayırır. O sırada Nuray da boş kağıtlardan birini aynı şekilde yırtar. Parçaları yere düşmeleri için serbest bırakırlar. İhsan: Ne yapmamı istiyorsunuz? Nuray: İsa bize ilişkilerimizle ilgili ne yapmamız gerektiğini öğrettiyse onu yap. Tövbe et ve af dile. Dimas: Sonra o kişiye olan tavrını değiştir! İsa...

Beş Mum Bir Işık Ara05

Beş Mum Bir Işık

Beş Mum Bir Işık Karakterler Yeşaya (çok yaşlı ve aksi) Yusuf Çoban (yoksul) Yıldız Bilimci (zengin) – Yeşaya sahnede oturuyor ama uyuyor. Çok yaşlı birisi, gri sakalı var vs. Yanında Doğuş’a Hazırlık mumları var. Mumlardan biri yanıyor. Yusuf sağ taraftan sahneye çıkıyor. Yeşaya’nın yanından geçiyor ve onu uyandırıyor.   Yusuf: Hey! Uyansana! Yeşaya: Ne? Neler oluyor? Ne diyorsun? Yusuf: Affedersin, ama neden burada uyuyorsun? Yeşaya: Uyumuyordum ki! Düşünüyorum. Yusuf: Bu senin mumun mu? Yeşaya: Evet, evet o benim! Yüzlerce yıllardır. Yusuf: Nasıl bu kadar zamandır hiç sönmedi? Yeşaya: Benim kim olduğumu bilmiyorsun galiba. Ben peygamber Yeşaya’yım! Bu mum da bir belirtiye işaret eder bu yüzden hiç sönmeyecektir. Yusuf: Ne belirtisi? Yeşaya: (Ayağa kalkar) Bir gün vaat edilmiş Mesih doğacak. O karanlıkta parlayan büyük ışık olacak. Ve tüm insanlar O’nu görecek. Yusuf: (Çok heyecanlı) Oh, evet! O zaman ben de bir mum yakmalıyım. (Yusuf da mumunu  yakarı) Yeşaya:  Ne yapıyorsun sen? Benim mumumun temsil ettiğinden daha büyük bir peygamberlik yok. Yusuf: Ben Yusuf’um. Karım Meryem buraya yakın bir yerde doğum yaptı. Bebeğin ismi … Yeşaya: Bekle, dur! Söyleme! Immanuel! Anlamı ise ‘Tanrı bizimle’dir. Yeşeya ve Yusuf bu şaşırtıcı şeyi iyice düşünmek için durdular. Yusuf: (Hala korkuyla karışık saygı (huşu) içinde) Evet, aynen öyle. Yeşaya: Öyleyse gerçekleşti! Mesih doğdu! Neden şimdiye kadar söylemedin? Daha ne bekliyoruz? (Daha sonra) Gidelim! Yusuf: Önce biraz ekmek almak zorundayım. Yeşaya: Acele edelim o zaman! Çabuk ol, gitmeliyiz. Sahnenin solundan çıkarlar. O sırada sahnenin sağından Çoban girer. Kandillerin önünde durur. Yeşaya ve Yusuf sahnenin sağından girer. Yusuf’un bir çanta ekmeği vardır. Yeşaya: Hey! Ne yapıyorsun? Çoban: Bu mumların ışığına bakıyordum sadece. Az önce olan şeyleri anlamama yardımı oluyor. Yusuf: Sen de kimsin? Çoban:  Ben sıradan bir çobanım. Diğer çobanlarla gökyüzündeki büyük ışığı gördüğümüzde kuzulara bakıyorduk. Sonra bir ses duyduk; “Korkmayın!” dedi....

Dur ve Dinle

Dur ve Dinle Karakters Ahmet, Mehmet, Zeki — Ahmet ve Mehmet oyun boyunca kendi telefonlarındaydı. Zeki içeri girer. Birbirlerini selamlalar. — Zeki: İyi toplantı, di mi? (Onlar olumlu olarak evet falan derler) Düşünmenizi sağlar. Tanrı bugün bize konuşur mu yada konuşmaz mı? Ahmet: Ne? Bugün sen mi konuşuyorsun? Güzel! Zeki: Hayir! Tanrı! Bugün Tanrı bize konuşuyor. Mehmet: Bugün ben katılamam. Ben bu toplantıya katılıyorum. Zeki: Ne? Fark etmez…! (Düşünür) Demek isterim ki ben gerçekten Tanrı’nın bana konuştuğunu duymak isterim fakat bazen bu bile mümkün mü merak ediyorum. Mehmet: Oh, eski günlerdeki gibi Tanrı’nın Musa ve İbrahime konuştuğu gibi demek istiyorsun. Ahmet: Bu artık olmaz. Zeki: Peki İsa neden kendisiyle bir ilişkiye girmemizi sağladı eğer o seni bilmeseydi, bizimle konuş? Mehmet: OH! 3. Seviye! Ben sadece 2 saat öncesinde bu oyunu indirdim ve ben hala 3. Seviyedeyim. Zeki: Demek istediğim O, Musaya konuştuğu gibi aynı yolla bize konuşmayabilir. Fakat şimdi biz Kutsal Ruh’a sahibiz. Ahmet: Musa? O Kutsal Kitapta… Zeki: Biliyorum! Kutsal Kitapı okuyor musun? Ahmet: Tabii ki! Telefonumda kutsal kitap uygulaması var. Mehmet: Benim de. Email hesabıma ayetler geliyor. Zeki: Yani onları okuyorsun, ne zaman? Otobüse yetişirken mi? Mehmet: Salak olma. Ahmet: Ben de onları otobüste okurum. Zeki: Dua da var. Fakat ben tahmin ediyorum ki, onun sana birşey söylemesini bekliyorsun. Demek istediğim dinleyici olmalısın. Ahmet: Ne? Zeki: Dinleyici olmalısın dedim. Ahmet: Neyi dinlemek? Zeki: Sizinle iletişime geçmek gerçekten zor çocuklar! Ahmet: Ne? Neden? Mehmet: Evet, biz burda haklıyız! Zeki: Haklı! Haydi birşey deneyelim. Sessiz olmayı ve Tanrı’nın sesini dinleyelim. Sadece sessiz ol ve dinle. Ahmet: Bu çok garip, ama tamam. Zeki: (Mehmet kulağına tıpa koyar) Ne yapıyorsun? Mehmet: Hiçbir şey yapmıyorsam muzik dinlemeyi severim. Zeki: Sen birşey yapıyorsun! Tanrı’yı bekliyorsun. Dinliyorsun. Sessizlik içinde ayakta dururlar. En sonunda Ahmet ve Mehmet telefonlarına bakarlar. Zeki:...

Yunus

Karakterler Yunus Haberci (bütün rolleri oynar) – SAHNE ONE Kapı çalınır. Yunus uyuyordur. Kapı daha hızlı çalınır, Yunus uyanır ve telefonu açar.   Yunus: Alo? Alo? (kapı tekrar çalınır. O telefonu kapatır ve kapıyı açar.) Merhaba.Yardım edebilir miyim? Haberci: Evet, Sen Amitta oğlu Yunus musun? Yunus: Duruma göre değişir. Sana borcum var mı? Haberci: Hayır. Yunus: Şaka yapıyordum!içeri, İçeri gelin. Sizin için ne yapabilirim? Haberci: Ben Tanrı’dan gelen bir haberciyim. Yunus: Ne? Haberci: Ben Tanrı’dan gelen bir haberciyim. Yunus: Hmm, emin misin? Haberci: Evet. Yunus: Hmmm… yani… genelde sizinkiler, yanı Tanrı’dan haberciler, bana gelmezler… Haberci: Yunus, Amiita oğlu? Yunus: Evet? Haberci: Ben Tanrı’dan gelen bir haberciyim. Yunus: Tamam! Anladım! Peki benden ne istiyorsun? Haberci: Kalk! Amitta oğlu Yunus, Ninova’ya, o büyük kente git ve halkı uyar. Çünkü kötülükleri önüme kadar yükseldi. Yunus: Bu mu? Bu kadar mı? Haberci: (bir an düşünür) Evet. Yunus: Sadece Ninova’ya gidip uyaracağım. Haberci: Evet. Yunus: Dünyanın en vahşi, kana susamış ülkesine gideceğim onları uyaracağım. (Haberci evet anlamında kafasını sallar) Bana ne olacağıyla ilgili bir fikrin var mı? (Haberci hayır anlamında kafasını sallar) O günah dolu yerde iki saniye bile dayanamam ben! Haberci: Beni gönderen Tanrı’dır. Tanrı’ya umut bağla, kendi aklına bel bağlama. Yunus: Peki,madem öyle diyosun. Sadece önce seni Tanrı’nın gönderdiğini kanıtla bana, ben de hemen yola çıkacağım. Ya kanıtlarsın ya da unut bunu. Haberci: (iç çekti) Tanrı sende bir isteksizlik sezdi. Ancak Tanrı’nın bilebileceği bişey anlatabilirim. Haberci Yunus’un kulağına eğilir ve bişey fısıldar. Yunus: Aa, Peki,Tamam. Yalnız kimseye söylemeyeceksin değil mi? Eğer gidersem ikimizin arasında kalacak. Haberci: Elbette. Ninova’da görüşürüz. Yunus: Bir an önce valizlerimi hazırlayacam. (Haberci çıkar ve Yunus kapıyı kapatır.) Yunus: Ninova! Hayatıma mal olacağına bile bilsem oraya gitmezdim. Yunus çıkar. Müzik çalmaya başlar. Birkaç saniye sonra … * SAHNE TWO Haberci farklı bir kıyafetle içeri...

Beni İzle

Karakterler İsa Mülakatçı – Ortam: Mülakatçı masasında oturuyor ve kağıtlarını karıştırıyor. İsa içeri girer. * İsa: Affedersiniz. Mülakatçı: (yukarıya bakar) Buyrun, yardımcı olabilir miyim? İsa: Umarım. Burası Evrensel İş ve İşçi Bulma Kurumu mu? Mülakatçı: Evet buyrun lütfen. İsa: Harika. Kendime havari arıyorum. Mülakatçı: Havari! Çok değişikmiş. Hizmetçi gibi bişey mi? İsa: Evet. Mülakatçı: O zaman doğru yere geldiniz. Buyrun oturun. İsa: (Oturur) Teşekkür ederim. Mülakatçı: Şimdi bir hizmetçi için beklentilerinizi anlıyabilmek için, size bir kaç standart soru soracam. Sorularımı cevapladıktan sonra istediğiniz özelliklere sahip olan birisiyle sizi görüştürebilirim. Tamam mı? İsa: Peki. Mülakatçı: Harika, o zaman başlayalım. İlk olarak, tam zamanlı mı yoksa yarı zamanlı mı hizmet arıyorsunuz? İsa: Tam zamanlı. Mülakatçı: Peki günde kaç saat olacak? İsa: Haftanın 7 günü ve her gün 24 saat. Mülakatçı: (Şaşkın) Öyle mi? … Peki bu işin içeriği ne olacak? İsa: Ne istersem yapması gerekir. Mülakatçı: Ne istersen? İsa: Evet. Mülakatçı: (Tedirgin) Peki. O zaman, bu kişiye ne teklif edebilirsiniz? İsa: Onun bütün ihtiyacını karşılayacam. Mülakatçı: Yani yiyecek, içeçek, konaklama. . . İsa: Tabii ki. Mülakatçı: Eh, bu yardımcı olur o zaman. Vereceğiniz ücret dışında başka birşey verecek misiniz? İsa: Arkadaşı olacam. Mülakatçı: Arkadaş mı? İsa: Evet. Mülakatçı: Beyefendi, ben başka birşey derken araba, tatil, sağlık sigortası yani iş güvenliği tarzı şeyler hakkında bahsediyordum. . İsa: Ama bütün ihtiyacını karşılayacağımı söylemiştim.. Mülakatçı: Evet biliyorum, ama onun ihtiyaç duyuduğu, sizin ihtiyaçlarınınızdan farklı olursa… İsa: O zaman o yanlış düşünmüş olur. Mülakatçı: Anladım. (Sessizlik) Bu normal sıradan bir iş teklifi değil sanırım? İsa: Hayır, bu teklifi kabul eden herhangi bir kişi sonsuza kadar değişmiş olur. Mülakatçı: Ama hayatlarını size teslim etmelerini istiyorsunuz! İsa: Evet, öyle yapmaları gerekir. Eğer teslim etmemeye çalışırlarsa zaten kaybedecekler. Ama benim için herşeyden vaz geçerlerse, o zaman bulacaklar. Mülakatçı: Sizin için? Beyefendi o zaman...

Tanrı Olsaydım

Karakterler Muhafız 1 Muhafız 2 İşçi – Iki Muhafız durmuş sohbet ediyorlar. Bir işçide yakınlarında kuyu kazıyor. – Muhafız 2: Bütün bu olanlarda Tanrı nerede? Dünya gittikçe daha şiddetli ve kötü bir hal alırken sanki O hiçbir şey yapmıyor. Muhafız 1: (İşçiye) Çabuk ol; kazmayı bitir. Bütün gün burada harcayacak vaktimiz yok. İşçi: Toprak çok sert! Elimden geleni yapıyorum! Muhafız 1: Vah vah. (Tekrar ciddileşir) Mızmızlanmayı bırak da işini yap! Muhafız 2: Bugün kaç kişi idam edilecek? Muhafız 1: Sadece üç çukur açmamız gerektiğini biliyorum. Muhafız 2: Peki sen ne düşünüyorsun? Muhafız 1: Çukurları kazdığından emin olmak için bütün gün başında durmamız gerekmediğini düşünüyorum. Muhafız 2: Hayır, ben Tanrı’dan bahsediyorum. Daha önce konuştuğumuz konudan. Muhafız 1: Bu soruları sormanın iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum. Ben bunları düşünmüyorum. Muhafız 2: Keşke burada olan bitenle ilgili Tanrı esaslıca bir şey yapsa. Muhafız 1: (Sinir bozucu bir şekilde) Ne gibi? Muhafız 2: Başlangıç olarak bütün kötüleri cezalandırabilir. Muhafız 1: Bütün sinir bozucuları da cezalandırabilir mi? Muhafız 2: Eğer burada olup bitenle ilgilenseydi, şahsen buraya gelebilirdi. Muhafız 1: (Alay ederek ) Ya… Evet tabii. İşçi: (Çukur kazıyor...) Nasıra’lı İsa’nın buraya yakın bir yerde doğduğunu söylüyorlar. Onun isminin anlamlarından birisi ‘Tanrı bizimle’ demektir. Muhafız 2: Sen bunu nereden biliyorsun? İşçi: (Durur) O zaman herkes bunu biliyordu. Muhafız 1: Kim sana bir şey sordu? İşine geri dön. Muhafız 2: Eğer ben Tanrı olsaydım, şahsen aşağıya iner insanlara şifa verirdim. Tanrı’nın yollarını onlara öğretir, nasıl davranmaları gerektiğini gösterirdim. İşçi: Nasıra’lı İsa bu dediklerini yaptı. Muhafız 2: Kim? İşçi: O son birkaç senedir insanlara şifa veriyor; hatta bazılarını ölümden bile diriltiyor. Muhafız 2: (Onaylarcasına başını sallar) Evet, eğer ben Tanrı olsaydım işte böyle şeyler yapardım. . İşçi: Ayrıca düşmanlarımızı sevmemiz gerektiğini ve bize karşı yanlış yapanları bağışlamamız gerektiğini söyledi. Muhafız 2: Bence...

GEZİNİTİ

Karakterler: İlhan                                                                                                                                                                                             Şoför Dekor: Arabayı temsil edecek şekilde yerleştirilmiş 4 sandalye. Şoför, arabasının yanında taksi durağında durmaktadır. İlhan yaklaşır… – İlhan: Taksi! Şoför: Buyrun! Emrinizdeyim efendim! İlhan: (Binerek) Araba güzelmiş! Başkasının evinde bile hiç böyle deri koltuk görmemiştim! Şoför: Yeter ki siz rahat olun! İlhan: Gayet rahat. Kokusu bile güzel! Şoför: Nereye gidelim efendim? İlhan: (Duraksar) Ee yani, şöyle… Şoför: Nereye isterseniz giderim. İlhan: Şehrin gitmek istemediğiniz bi yerinde olabilir. Şoför: Yok siz merak etmeyin. Ben tedbirli biriyimdir. Camlar filmlidir, bakın. Gittiğiniz yerden kimsenin haberi olmaz. İlhan: İyi o zaman, ne bekliyoruz? Adres şu. (Şoföre kağıdı uzatır) Şoför: Bakıyorum ağzınızın tadını biliyosunuz. Aynı benim gibi. (Sürmeye başlar) Sıcaklık nasıl? Fazla sıcak, fazla soğuk? İlhan: Sıcaklık mükemmel. Daha iyi olamaz. Şoför: Süper. İlhan: Normal taksi mi bu? Sanki fazla güzel. Şoför: Tabi ki! İşte taksimetre. Fiyatı kolayca takip edebilirsiniz. Sorunuz olursa çekinmeyin. İlhan: (Metreye bakarak) Pardon ama bi hata olmalı. Şoför: Hata mı? İlhan: Taksimetreye göre sadece 10 kuruş borcum var hala. Şoför: Aynen öyle. En ucuz fiyatlar bendedir. İlhan: Harika bi şey bu! Şoför: Siz nasıl derseniz efendim. İlhan: Şehrin bu tarafına çok müşteri götürür müsünüz? Şoför: Tabi. Çoğu devamlı müşteridir. İlhan: Heh nerdeyse geldik. İlerde sağda. Şoför: Biliyorum efendim. Sizi buraya daha önce de getirmiştim. Dediğim gibi çoğu müşterim devamlı müşteridir. İlhan: Ben sizi hatırlamıyorum ama. Şoför: Şoförü kimse hatırlamaz zaten, efendim. İlhan: Hop, geçtin, geride kaldı! Şoför: Oraya eskiden giderdiniz. Her seferinde daha uzun kalırdınız. Ama bildiğim bi yer var. Aynısı ama daha iyi. Güvenin bana. İlhan: Tamam! İyi fikir! (birkaç saniye sonra) Niye burası ansızın sıcak oldu böyle? Gitgide artıyo ısı! Şoför: Sıcaklığa alıştın ama yolun ilerisinde daha da ısınacak. İlhan: (Rahatsız oluyor...) Aslında, fikrimi değiştirdim, şurdan dön yeter. Burdan! Ya dönebilirdin ordan! Şoför: Ama o zaman geldiğimiz yoldan geri gitmiş...

Bana mı Söylüyorsun?...

Karakterler Tanrı’nın sesi Can – Mekan: Tanrı’yı görmüyoruz. Sadece mikrofondan sesini işitiyoruz. – Can: “Ey göklerde olan babamız, adın…” Tanrı: Evet, Can? Can: A a,.. Beni böldün. Dua ediyordum. Tanrı: Biliyorum. Can: “Ey göklerde olan babamız…” Tanrı: Onu zaten söyledin. Can: Biliyorum. Tanrı: Beni çağırdın. İşte buradayım. Can: Sadece duamı ediyordum. Rab’bin duasını her gün bir kere söylerim. Tanrı: Peki, tamam. Devam et. Can: Adın kutsal kılınsın. Tanrı: Bu ne demek biliyor musun? Can: Tabii ki! (Açıklamakta zorlanır) Bu şu demek: Aaa.. sen kutsalsın, safsın… harikasın. Kutsalsın işte! Uzun bir bekleyiş. Can: Açıklaması zor. Tanrı: Anlıyorum. Can: Tamam. Şimdi duama devam edeceğim. “Krallığın gelsin. Gökte olduğu gibi yeryüzünde de senin iraden olsun.” Tanrı: Bunu yürekten mi söylüyorsun? Can: Tabii ki. Bunu neden sordun? Tanrı: Benim irademi mi yoksa kendi iradeni mi istiyorsun? Can: Belli olmaz. Hayır! Yani, tabii ki senin iraden olsun istiyorum. Tanrı: İrademin yerine gelmesi için ne yapıyorsun? Can: Ne demek istiyorsun? Tanrı: Benim iradem senin aracılığınla gerçekleşiyor mu? Can: Kiliseye gidiyorum. Ve dua ediyorum. Tanrı: Sorduğum şey bu değil. Yalan konuşma alışkanlığına ne dersin? Peki ya öfken? Gerçekten de öfke sorunun var. Ayrıca bütün paranı kendine harcamak gibi bir sorunun da var. Can: Hey, neden benimle uğraşıyorsun? Ben de herkes kadar iyiyim. Hatta tanıdığım birçok ikiyüzlüden çok daha iyiyim. Tanrı: İradem yerine gelsin diye dua ettiğini düşünmüştüm. Eğer iradem gerçekleşecekse bu öncelikle bana dua edenlerden başlamalı. Tıpkı senin gibi. Benimle konuşuyordun, değil mi? Can: Peki. Tamam. Bazı sorunlarım var. Henüz sözünü etmediğin başka sorunlarım da var. Tanrı: Biliyorum Can: Bunları daha önce pek düşünmemiştim fakat bazı şeyleri değiştirmek isterim. Yani özgür olmak isterim. Tanrı: İyi. Şimdi bir yerlere varıyoruz seninle. Bunda birlikte çalışacağız. Benim yardımımla ne kadar ilerleme kaydedeceğine şaşıracaksın. Seninle gurur duyuyorum. Can: Harika! Duamı bitirmemin bir mahzuru var mı?...

İman’nın Çay Bahcesi...

Karakterler: Mızmız Garson Kurban Kafe Sahibi Kötümser Kusursuz – Dekor: Dört arkadaş kafede çay içmektedir. Her oyuncu, seyirciler kimin konuştuğunu bilsin diye, önünde ve arkasında isimleri yazılı birer tişört giymektedir. – Mızmız: Neden burası hep böyle sıcak? Hiç çekilmiyo! Kusursuz: Ya fazla sıcak, ya fazla soğuk, hiç bir zaman ılık değil. Kötümser: …Ve hiç bir zaman da olmayacak, buna alış artık. Kurban: Sen rahatsızsan, bir de beni düşün! Sağlık problemleri olan benim. Mızmız: Hep kendin için her şeyin daha kötü olduğunu düşünüyosun. Kurban: Çünkü öyle! Mızmız: Çayımız ne zaman geliyo? Kaç saattir bekliyoruz. Kötümser: Neyi değiştirir ki? Hiç güzel yapmıyolar. Kusursuz: Ya çok sıcak yada çok soğuk. Kaç defa geri gönderirsen gönder hiç birzaman doğru yapamıyorlar Garson çayı getirir ve masaya bırakır. Mızmız: Sonunda! Kurban: (Bir yudum içtikten sonra…) Ah! Dilimi yaktım! Bunu bilerek yaptılar! Kötümser: Tabii ki bilerek yaptılar! Al işte… Garson doğdoğru kafe sahibinin olduğu yere yürür. Garson: Şurda oturan insanlar ne kadar çok şikayet ediyorlar öyle! Kafe Sahibi: Demek farkettin. Maalesef, onlar herzaman öyleler. Garson: Nasıl hep öyle olabiliyorlar? Kafe Sahibi: Bir şikayetçi asla şikayetçi olduğunu düşünmez – suçu sadece başkalarında bulur! Kusursuz: (Çayının tadına baktıktan sonra…) Yapabildiklerinin en iyisi bu mu? İnsanlar tembel, abi. Umurlarında bile değil. Kötümser: Ne bekliyorsun ki? İnsan doğası! Kurban: Nasıl daha iyi yapabileceklerini söylerdim ama neye yarar? Kıymetini bilmezler. Mızmız: Bu sandelyeler çok rahatsız sırtım ağrıdı! Muhabbet tekrar yanda duran Kafe Sahibi ve Garson’a geçer. Garson: Herşey onlar için bu kadar kötüyse neden her gün buraya geliyolar? Kafe Sahibi: Bi şey için bekliyolar. Alemlerin Rab’binin herkesin davetli olduğu bir partisi var – ona kabul edilmeyi bekliyolar. Garson: Ama onlar davet edilmemişler, çünkü… Kafe Sahibi: Aynen. Şikayetçiler vadedilmiş topraklara giremez. Garson: Vay be, bayağı ciddiymiş! Kafe Sahibi: Sorunda orada zaten. Şikayetçi olmanın ne kadar ciddi olduğunu...

Rüzgar ile Su

Karakterler: Nikodim Aramatyalı Yusuf Eğer olursa, her iki karakter de kırk yaşlarında adamlardır. – Sahne: İsa’nın çarmıha gerilişinden sonra mezarın içi. Sahnede loş bir ışık vardır. Yusuf ve Nikodim her şeyi zamanında tamamlayabilmek için inanılmaz bir çaba göstermektedirler. [Oyuncuların yüzlerindeki keder oyun sonuna kadar kaybolmaz.] – Nikodim: (Sahnenin ön kısmına doğru yürür) Sonunda bitti! Hazırlık Günü sona ermek üzere. Allah’tan bu yakınlarda bir mezar satın almışsın. Yusuf: (O da büyük bir kederle konuşur) Evet, Tanrı sağladı bu yeri. En azından İsa artık bir suçlu gibi ya da bir haydut gibi mezara konmayacak. Nikodim, bu zor işi sen olmadan başaramazdım. Nikodim: Bedenini gömmek için izin almak çok uzun sürdü; bu sırada defin için gerekli malzemeleri satın aldım. Yusuf: Hamdolsun, her şey halloldu. İki adam da sukunetle oturur. Nihayet biri konuşur… Nikodim: Sanırım…artık eve gitme vakti geldi. Yusuf: Hastalanıyorum galiba. Eğer eve gidersem üzüntüden kendimi kaybedebilirim. Nikodim: Evet. Şimdi gidersek ne olacak? Her şey buraya kadar mıydı yani? Yusuf: Böyle bir sonla bitmemeliydi? Nikodim: Öğrettiği, gösterdiği her şey bir toz olup havaya mı uçtu? Tanrı’nın Egemenliği aramızdadır. İsa böyle söylemişti, ve ben de Tanrı’nın Egemenliğini aramızda gördüğümüze inanıyorum. Yusuf: Ben Tanrı’nın egemenliğini bütün ömrüm boyunca bekledim ve sonunda bir gün çıkıp geldiğinde ise her şeyi yanlış yapmıştım. Nikodim: Beklediğimizden değil Yusuf. Tanrı’nın bizden istediği şeyi doğru yaptığımızı düşündük. Yusuf: Tanrı’nın bizden ne istediğini bize o bildirdi. Başlangıçtan beri bize Tanrı’nın sözlerini konuştuğunu biliyorduk. Nikodim: O zamanda sanki kaybedecek çok şeyimiz vardı… Yusuf: Tapınak muhafızları bile onu tutuklamaya gelememişlerdi, hatırlıyor musun? Daha önce kimsenin Yüksek Kurula bu şekilde konuşmadığını söylemişlerdi. Nikodim: Evet. Bundan sonra onu savunmak için konuşma cesaretinde bulundum. Ama lafı ağzıma tıkmışlardı, olanlar bundan ibaret… Bir daha da onu savunmak için ağzımı açmadım. Yusuf: Korku güçlü bir şeydir. Korktuğunda dürüst davranamazsın. Nikodim: Yusuf, sen Pilatus’tan...

Petrus

Karakterler Petrus Kadın Marta Meryem – Müzik. Sahnede ateşin yanında ellerini ısıtan Petrus’u görürüz. Ondan biraz ilerde oturan bir kadın onu izlemektedir. Müzik yavaş yavaş duyulmaz olur… – Kadın: (İzleyicilere konuşarak.) Onu fark ettim, çünkü ateşin çevresinde onun karşısında oturuyordum; emin oluncaya kadar ateşin ışığında onun yüzünü dikkatle süzdüm. Sonra, “Sen de Nasıralı İsa ile olanlardan biriydin” dedim. Ama o, inkar etti ve ne dediğimi anlamadığını söyledi! Buna inanamadım! Eh, tabii, ben baş kahinin hizmetkarıyım, bu yüzden şaşırmamam gerekirdi aslında… Dindar kişiler bizden daha iyi olduklarını düşünürler hep, ama onların hepsi sadece bir araya gelmiş ikiyüzlülerden başka bir şey değildirler! Hepsi de öyledir! (Sahnede karşıdan karşıya geçer, Petrus ona sırtını döner.) Bu durum beni gerçekten rahatsız etti, çünkü haklı olduğumu biliyordum. Ben onu Celileli ile birlikte görmüştüm, ama şimdi bu konuda yalan söylüyordu. Diğer kişilere döndüm ve şöyle dedim: “O adam kesinlikle onlardan biri!” O ise, onlardan biri olmadığı konusunda kesin bir şekilde tekrar ısrar etti! (Sahnenin sol tarafına geçer.) Daha sonra kalabalıktan bir başkası da onun, onlardan biri olması gerektiğini söyledi, çünkü konuşurken kullandığı Celile aksanı kendisini ele veriyordu. Sonra o gerçekten kızgın ol… Petrus: (Bağırarak konuşmayı yarıda keser…) Yemin ederim ki, ben onu tanımıyorum!!! Müzik. Petrus ağlamaya başlar ve müzik hafifleyerek sona ererken sahneden dışarı çıkar. Meryem ve Marta aralarında konuşarak sahneye girerler. “Kadın” sahnenin sağında görünürler. Marta: İsa öyle terkedilmeyi hak etmedi. Hepsi kaçtı. Meryem: Hiçbir anlam veremiyorum buna. Düşünmek bile çok üzücü. Kadın: ‘İsa’ dediğinizi mi duydum? Nasıra’lı İsa hakkında mı konuşuyorsunuz? Marta: Evet, eğer onun hakkında bir şeyler duyduysan, çarmıha gerildiğini de duymuşsundur? Kadın: Evet biliyorum. Ama siz sanki onu şahsen tanıyormuşsunuz gibi konuşuyorsunuz! Meryem: Evet onu tanıyorduk. Arkadaşımızdı. Aslında arkadaştan da öteydi. Kadın: Gerçekten mi? Onu mucize yaparken gördünüz mü hiç? Hatta İnsanlara şifa verdiğini de duydum! Meryem:...