Rüzgar ile Su

Karakterler: Nikodim Aramatyalı Yusuf Eğer olursa, her iki karakter de kırk yaşlarında adamlardır. – Sahne: İsa’nın çarmıha gerilişinden sonra mezarın içi. Sahnede loş bir ışık vardır. Yusuf ve Nikodim her şeyi zamanında tamamlayabilmek için inanılmaz bir çaba göstermektedirler. [Oyuncuların yüzlerindeki keder oyun sonuna kadar kaybolmaz.] – Nikodim: (Sahnenin ön kısmına doğru yürür) Sonunda bitti! Hazırlık Günü sona ermek üzere. Allah’tan bu yakınlarda bir mezar satın almışsın. Yusuf: (O da büyük bir kederle konuşur) Evet, Tanrı sağladı bu yeri. En azından İsa artık bir suçlu gibi ya da bir haydut gibi mezara konmayacak. Nikodim, bu zor işi sen olmadan başaramazdım. Nikodim: Bedenini gömmek için izin almak çok uzun sürdü; bu sırada defin için gerekli malzemeleri satın aldım. Yusuf: Hamdolsun, her şey halloldu. İki adam da sukunetle oturur. Nihayet biri konuşur… Nikodim: Sanırım…artık eve gitme vakti geldi. Yusuf: Hastalanıyorum galiba. Eğer eve gidersem üzüntüden kendimi kaybedebilirim. Nikodim: Evet. Şimdi gidersek ne olacak? Her şey buraya kadar mıydı yani? Yusuf: Böyle bir sonla bitmemeliydi? Nikodim: Öğrettiği, gösterdiği her şey bir toz olup havaya mı uçtu? Tanrı’nın Egemenliği aramızdadır. İsa böyle söylemişti, ve ben de Tanrı’nın Egemenliğini aramızda gördüğümüze inanıyorum. Yusuf: Ben Tanrı’nın egemenliğini bütün ömrüm boyunca bekledim ve sonunda bir gün çıkıp geldiğinde ise her şeyi yanlış yapmıştım. Nikodim: Beklediğimizden değil Yusuf. Tanrı’nın bizden istediği şeyi doğru yaptığımızı düşündük. Yusuf: Tanrı’nın bizden ne istediğini bize o bildirdi. Başlangıçtan beri bize Tanrı’nın sözlerini konuştuğunu biliyorduk. Nikodim: O zamanda sanki kaybedecek çok şeyimiz vardı… Yusuf: Tapınak muhafızları bile onu tutuklamaya gelememişlerdi, hatırlıyor musun? Daha önce kimsenin Yüksek Kurula bu şekilde konuşmadığını söylemişlerdi. Nikodim: Evet. Bundan sonra onu savunmak için konuşma cesaretinde bulundum. Ama lafı ağzıma tıkmışlardı, olanlar bundan ibaret… Bir daha da onu savunmak için ağzımı açmadım. Yusuf: Korku güçlü bir şeydir. Korktuğunda dürüst davranamazsın. Nikodim: Yusuf, sen Pilatus’tan...

Petrus

Karakterler Petrus Kadın Marta Meryem – Müzik. Sahnede ateşin yanında ellerini ısıtan Petrus’u görürüz. Ondan biraz ilerde oturan bir kadın onu izlemektedir. Müzik yavaş yavaş duyulmaz olur… – Kadın: (İzleyicilere konuşarak.) Onu fark ettim, çünkü ateşin çevresinde onun karşısında oturuyordum; emin oluncaya kadar ateşin ışığında onun yüzünü dikkatle süzdüm. Sonra, “Sen de Nasıralı İsa ile olanlardan biriydin” dedim. Ama o, inkar etti ve ne dediğimi anlamadığını söyledi! Buna inanamadım! Eh, tabii, ben baş kahinin hizmetkarıyım, bu yüzden şaşırmamam gerekirdi aslında… Dindar kişiler bizden daha iyi olduklarını düşünürler hep, ama onların hepsi sadece bir araya gelmiş ikiyüzlülerden başka bir şey değildirler! Hepsi de öyledir! (Sahnede karşıdan karşıya geçer, Petrus ona sırtını döner.) Bu durum beni gerçekten rahatsız etti, çünkü haklı olduğumu biliyordum. Ben onu Celileli ile birlikte görmüştüm, ama şimdi bu konuda yalan söylüyordu. Diğer kişilere döndüm ve şöyle dedim: “O adam kesinlikle onlardan biri!” O ise, onlardan biri olmadığı konusunda kesin bir şekilde tekrar ısrar etti! (Sahnenin sol tarafına geçer.) Daha sonra kalabalıktan bir başkası da onun, onlardan biri olması gerektiğini söyledi, çünkü konuşurken kullandığı Celile aksanı kendisini ele veriyordu. Sonra o gerçekten kızgın ol… Petrus: (Bağırarak konuşmayı yarıda keser…) Yemin ederim ki, ben onu tanımıyorum!!! Müzik. Petrus ağlamaya başlar ve müzik hafifleyerek sona ererken sahneden dışarı çıkar. Meryem ve Marta aralarında konuşarak sahneye girerler. “Kadın” sahnenin sağında görünürler. Marta: İsa öyle terkedilmeyi hak etmedi. Hepsi kaçtı. Meryem: Hiçbir anlam veremiyorum buna. Düşünmek bile çok üzücü. Kadın: ‘İsa’ dediğinizi mi duydum? Nasıra’lı İsa hakkında mı konuşuyorsunuz? Marta: Evet, eğer onun hakkında bir şeyler duyduysan, çarmıha gerildiğini de duymuşsundur? Kadın: Evet biliyorum. Ama siz sanki onu şahsen tanıyormuşsunuz gibi konuşuyorsunuz! Meryem: Evet onu tanıyorduk. Arkadaşımızdı. Aslında arkadaştan da öteydi. Kadın: Gerçekten mi? Onu mucize yaparken gördünüz mü hiç? Hatta İnsanlara şifa verdiğini de duydum! Meryem:...

Kuş Kafesi

Yazan The Skit Guys Karakterler: Ergen İsa Şeytan – Dekor: Ergen elinde kuş kafesiyle sahnenin sol tarafına doğru gelir. Sahnenin sağından gelen İsa onunla muhabbete başlar. Sahnede bir tabure vardır. – İsa: Bakar mısın, genç? Ergen: Buyur abi? İsa: Ne o kafestekiler? Ergen: Bi kaç tane kuş işte. Yabaniler. İsa: Öyle mi? Nerde buldun? Ergen: Şurdaki tarlada. Kendim yakaladım. İsa: Yapma ya? Naapçaksın peki onları? Ergen: Bi kaç oyun oynicam işte. İsa: Oyun mu? Nasıl oyun? Ergen: Hiiç, öyle çubuk falan sokup korkudan uçuşmalarını izlerim. Yada kafesi sallayıp çıkardıkları garip sesleri dinlerim. İsa: Sonra işin bittiğinde naabıyosun? Ergen: Genelde kedime yem oluyolar. Kedim sever yabani kuşları. İsa: Bak sana ne dicem. Ben de severim yabani kuşları. Ergen: Harbi mi? İsa: Evet. Kaça satarsın kuşları? Ergen: Satın mı alcan abi? Değersiz bunlar ya. İsa: Olsun. Kaça satıyon? Ergen: Ciddi misin? Tamam, 5 lira. İsa: Tamamdır. (Cüzdanını çıkarır) Ergen: Yok yok. 10 lira. İsa: Ee, tamam iyi hadi. Ergen: 20 lira. İsa: Oha! Alt tarafı bi kaç yabani kuş! Ergen: Egzotik yabani kuş bunlar abi! İsa: Tamam, al hadi şunu. Son param bu. (Ergen parayı alıp gider) İsa kafesi kapısını açar ve kuşlar uçar (ses efektleri ile). Şeytan gelir. İsa: (Orda olduğunu onaylayarak…) İblis… Şeytan: O kafese bakıyosun, ama kafes benim, biliyon di mi? İsa: Biliyorum. Ne var içinde? Şeytan: Sen de biliyon ne olduğunu. İsa: İnsanoğlu. Şeytan: Bahçede buldum. İşin garip tarafı kendileri girdiler kafese. Benim zerre kadar alakam yoktu. İsa: Ee planın ne? Naapçaksın onları? Şeytan: Bi kaç oyun oynicam öyle. İsa: Oyun mu? Ne oyunu? Şeytan: Her türlü oyun. Onlara haz verceğini düşündükleri şeyler sokucam hayatlarına. Sonra da o şeylere sahip olmaya çalışırkenki koşuşmalarını izlicem. Dünyaları altüst olucak. Doğru olan yanlış olan gibi gelcek, yanlış olan da doğru olan gibi. İsa: Sonra? Şeytan:...

İsa’nın Rüyası

Karakterler: İsa Mesih Mecdelli Meryem Pilatus Melek Modern Bir Adam İsa Mesih’in sahnenin ortasında durduğunu ve şu sözleri “düşündüğünü” duyuyoruz. Isa sessiz. Şu replikleri ses kayıtları ve ses sisteminden yayın yapabilir yada mikrofon ile sahneden konuşabilir. Daha etkili olacaktır eğer iki rol etkili şekilde (duygu yoğunluğu ile) üst üste replikleri konuşuyorsa. İsa Mesih: 1:(Cümlenin biri bitmeden öteki başlar) Tanrım, Tanrım, beni neden terkettin? Beni kurtarışını göstermekten, iniltilerimden neden böylesine uzaksın? 2: Herkes tarafından reddedilmiş, insanlar tarafından hor görülmüş biriyin, ben insan değil, toprak kurduyum. 1: Beni gören herkes alay ediyor; dalga geçiyor, dudaklarını ısırıp başlarını sallıyorlar; 2: “Rab’be güveniyormuş, hadi kurtarsın bakalım onu. Madem ondan hoşnut, kurtarsın da görelim” diyorlar. 1: Yardım edecek kimse yok. 2: Su gibi dökülüyorum, kemiklerim eriyor. 1: Yüreğim içimde balmumu gibi eriyor. 2: Köpekler sürüsü sardı çevremi, kötüler çevreme toplaştı, ellerimi ve ayaklarımı deliyorlar. 1: İnsanlar gözlerini dikmiş bana bakıyor. Giysilerimi paylaşıyorlar aralarında ve giysilerimi kura atıyorlar. 2: Benden uzak durma! 1: Kurtar beni! 2: Yardımıma koş! 1: Kurtar beni! Son dört cümlede Pilatus (sahnenin sağında belirir) ve Adam (sahnenin solunda belirir) ayakta durarak izleyicilere dönerler (eğer üzerinde duracakları bir kutu varsa iyi olur). İsa ortada durmakta, izleyicilerle konuşan iki adamı dinlemektedir. Pilatus ve Adam: (ikisi de aynı anda) En az direniş her zaman işime gelmiştir. Modern Adam: Ben herkesle iyi geçinirim, sonuçta işim buna bağlı, değil mi? Pilatus: O dindar hokkabazlara bu adamı alıp kendi yasalarına göre yargılamalarını söylemiştim. Beni neden bu işe karıştırıyorlar ki? Şahsen hiç bu işe bulaşmak istemiyorum ama beni kullanıyorlar. Çünkü onu öldürmek istiyorlar. Modern Adam: Elhamdülillah Hıristiyanım Hıristiyan olmasına da gerçek dünyada işler böyle yürümüyor maalesef. Bazen doğru şeyi yapmak o kadar zor ki. Her nekadar yetkim, gücüm olsa da insanlarla iyi geçinmek zorundayım. Pilatus: (Küstah bir tavırla) Yetki sahibi benim. Bu yüzden...

Çocuk Gibi Olan İman...

Karakterler                                                                                                                                                                                   Melek Çocuklar İsa Kleopas Simon – Melek: (Çocuklara…) Size bir şey diyeceğim, beni dinleyin! İsa ölmüştü. Fakat üç gün sonra mezarı boştu! Herkes bu olayı konuşuyordu. Hatta bu konuda aralarında konuşan iki kişi vardı. Tam da İsa’ya ne olduğunu anlamaya çalışırlarken ne oldu biliyor musunuz? İsa yanlarına gelip konuşmalarına katıldı! Fakat adamlar onu tanımadılar. İsa: Neler oluyor? Ne hakkında konuşuyorsunuz? Kleopas: Yeruşalim’de olup bitenlerden habersiz bir tek sen misin? İsa: Hangi olup bitenlerden? Simon: Nasıra’lı İsa ile ilgili olanları. Kleopas: Tanrı’nın ve insanların önünde sözü ve işleri güçlü olan bir peygamberdi. Simon: Fakat yetkililer onu ölüm cezasına çarptırdılar; onu haça gerdiler. İsa: Gerçekten mi? Simon: Duyduğumuzda buna inanamadık. Gelecek olanın O olacağını sanıyorduk? İsa: Ne için gelecek olanın O olduğunu sanıyordunuz? Simon: İsrail’I kurtarmak için gelecek olan kişinin O olduğuna inanıyorduk. Kleopas: Dahası var! Bütün bunlar olalı üç gün oldu. Aramızdan bazı kadınlar bu sabah O’nun mezarına gittiler fakat İsa’nın bedeni orada değildi. İsa’nın yaşadığını söyleyen bir melek gördüler. Melek: O melek bendim! Onlara “Yaşayanı mezarlıkta niçin arıyorsunuz? O burada değil; dirildi!” diyen bendim. Sonra İsa’nın birçok kez onlara söylediği sözleri hatırlattım. Onlara, “Daha Gelile’deyken haç üzerinde ölmek için günahların eline verileceğim ama üç gün sonra dirileceğim dediğini hatırlamıyor musunuz?” demiştim. Onlar da nihayet hatırladılar. Çocuk 1.: Peki, neden unutmuşlardı? Melek: Bilmiyorum ama bekleyin! Bu daha da kötüye gidiyor! Simon: Sonra kadınlar mezardan ayrılıp gördüklerini İsa’nın öğrencilerine ve diğerlerine anlattılar. Olup bitenlerini anlatıp durdular ama elçiler anlatılanın bir kelimesine bile inanmadılar! Kleopas: Doğru, inanmadılar. Kadınların bunu uydurduklarını zannetmişler. Simon: Hatta aramızdan bazıları kendi gözleriyle görmek için mezara gittiler ve her şeyi kadınların anlattığı gibi buldular. Fakat orada İsa’yı görmediler. İsa: Sizi akılsızlar! Peygamberlerin bütün söylediklerine inanmakta ağır davranan kişiler! Mesih’in bu acıları çekmesi ve yüceliğine kavuşması gerekli değil miydi? Melek: Sonra İsa ta...

Beklenmedik Sevgi

Karakterler Bir Yabancı Filipus Beli Bükük Kadın Dini Önder Zakkay Cüzamlı Kanamalı Kadın – Sahne: Sahnenin ortası; Filipus ve bir Yabancı Kutsal Kitap çalışıyor. At arabasında gibi iskemleleri yan yana. Diğer karakterler oyunun sonundaki vaftiz için teker teker sahneye gider. – Bir Yabancı: (Oturuyor, kitap okuyor. Ve birden duruyor…) Yorgunum, çok yorgun… (ayağa kalkar) O kadar uzun zamandır yollardayım ki. Bakın size biraz anlatayım! Ta Etyopya’dan Kudüs’e Tanrı’ya tapınmak için geldim…çünkü sinagogta dua etmek doğrudur. Ama ne oldu, biliyormusun? (biraz alaylı) Onlar beni içeri almadılar bile! Güya burası için yeteri kadar temiz değilmişim. Tanrı’yı arayarak katettiğim bunca yolu geri çevrilmek için gelmişim.. Bu çok ironik bir durum aslında. Kendi ülkemde çok önemli bir iş yapıyorum. Orada kalsaydım, görmeye alışkın olduğum saygının ve mesleğimdeki başarıların tadını çıkaraya devam ederdim.Ama ben ne yaptım? Kendimi birçok zorluğun içine soktum ve üstelik hakarete uğradım. Ne işim var benim buralarda? Bildiğim bir çok kişiden her açıdan daha iyi durumdayım ama yine de daha fazla şeyler aramak için buradayım.Arkadaşlarım benim deli olduğumu düşünüyor! Ama kendime hakim olamıyorum. (Ön taraftan dışarı bakar) Hayatım bu çöl kadar boş. Hayat bundan ibaret olmamalı. Biliyorum, kesinlikle bundan ibaret değil. Tanrı nerede? Benim varlığımdan bile haberi yok sanki. Yoksa o da önümde uzanan uçsuz bucaksız, sessiz bu çöl gibi mi? Hiçbir anlamı olmayan bir dünyada hep bir yabancı gibi mi yaşayacağım. (Tomarı alır) Bu eski kutsal yazılarda bir şeyler var – sanki özel anlamları var ama ben anlamıyorum. Bulana kadar arayacağım… huzuru bulana kadar. (Oturur ve tekrar kitaptan okumaya koyulur, okurken dudakları kımıldar. Sahnenin solundan bir adam yaklaşır.) Filipus: Okuduklarını anlıyor musun? Yabancı: Birisi bana anlatmazsa nasıl anlayabilirim? Buyrun, oturun… Filipus: (Kitabı alır ve okumaya başlar…) “Duyduğumuz ve gördüğümüz habere kim inandı? Tanrının kurtaıcı gücünün bu şekilde görüneceğini kim akıl edebilirdi?” Cüzamlı: (Seyircilere döner.) Gerçekten...

Yuvasız Oca07

Yuvasız

Karakterler: Bilim adamı #1: Kibirli alaylı Bilim adamı #2: Akademik, işgüzar Bilim adamı #3: Gerçekten meraklı ama cesaretsiz Adam: Yuvasız bir yolcu Demet: Zinada yakalanan kadın Tamar: Samiriyeli kandın Çoban İsa (Sessiz bir rol) – Plan: Düşünün ki Yıldızbilimci, İsa yaşamını sürdükten sonra yemlik sahnesine geri dönüyor. İsa’nın hayatını büyük bir ilgiyle izlemişlerdi ama O’nun hayatının sonu kafalarını karıştırmıştı. Not: Sahnede İsa’nın varlığını temsil eden diğer karakterlerle sözsüz bir etkileşimde bulunan bir karakter var. Müzik parçı 1: Oyun üç “Yıldızbilimci” ahırda olduğu bir sahneyle başlar.İsa’nın bebekken yatırıldığı yemliğe bakarlar. Sırtında kocaman bir yükü olan ve bitkin olduğu anlaşılan bir adam ahırda dolaşmaktadır. Yıldızbilimcilerin arasında dolaşır ve bir an onların yemliği görmesini engeller. Müziği azalır. 2: Hey, çekil oradan! Göremiyorum! 1: Önüne bak! 3: Neyiniz var sizin! Adam: (kendini mağdur hisseder) Ne?! 1: (önceki konuşma devam ediyormuş gibi) “Yahudilerin Kralı olarak doğan O bebek nerede?” Hirodes’e o gün böyle söylemiştik. 2: Doğru, 33 yıldan kısa bir zaman önceydi. O gün Hirodes’e “Yıldızı gördük ve O’na tapınmaya geldik.” Demiştik. 3: Sonra, Hirodesin kendisi kahinlerden ve Kutsal Yasa öğretmenlerinden kral olacak o bebeğin nerede doğacağını öğrenmeleri için Kutsal Yazıları kontrol ettirmişti. Bütün Kudüs bunu konuşuyordu. 2: Sonunda Hirodes bizi bu yöne yöneltti! 3: Ve sonra o inanılmaz yıldızı takip ederek buraya geldik. Ne kadar harika bir zamandı. 2: Yaşanan heyecan, kral olacak bir bebek için verilen onca söz. 1: Evet hatırlıyor musunuz Hirodes o bebeği yok etmek için ne kadar uğraştı. Onca masum bebek katledildi. Kral olacağına inanılan bir bebekten gerçekten bu kadar korkuyor muydu! 2: Peygamberler uzun süredir bunu müjdeliyorlardı. Adam: Neyi müjdeliyorlardı? (Üç adam onu dinlemiyor) 3: Bunu bildiren sadece çok eski yazılar değildi, bu bizim zamanımızda bile belgelenmişti. 2: (notlarına bakarak) Zekeriya’nın tapınakta dilinin tutulmasıyla başladı, bunu Elizabeth’in mucizevi hamileliği izledi ki,böylece Vaftizci Yahya...

Yusuf’un Rüyası Oca07

Yusuf’un Rüyası

Karakterler Melek Peygamber Yusuf Dekor: Melek ve Peygamber Yusuf’un yukarısında durup aşağı doğru ona bakmaktadırlar. Yusuf çok endişelidir. Melek: (Topluluğa…) Benim adım Cebrail ve ben Tanrı’nın meleğiyim. Tanrı’nın söylemek istediklerini siz fani insanlara iletmek benim için bir onurdur. Burda gördüğünüz Yusuf’a mesela… Peygamber: Benim adım da Yeşaya, Tanrı’nın peygamberiyim. Yusuf’un rüyasına girerek ona bi mesaj vermeye geldik. Melek: Gördüğünüz gibi, aslında daha çok bi kabus gibi! Her şey Mesih olan İsa’nın doğumu etrafında dönüyo. Peygamber: Yusuf, Meryem adında genç bi kızla nişanlanmıştı. Sonra sen gel Meryem’in hamile olduğunu öğren! Yusuf: Hamile ya hamile! Onu hayatım boyunca tanıyorum, hiç böyle bi şey olcağını tahmin etmezdim! Ya Meryem beni aldattı… ya da akli dengesini kaybetti. Peygamber: Meryem’i mi düşünüyosun? Yusuf: Sen de kimsin? Rüya mı görüyorum ben? Melek: Sanki nişan işini takmışsın kafana. Yusuf: Tanrı’ya karşı günah işledi kız! Millete yaysam şimdi şu yaptığını, rezil olur. Ama o kadar düşmedik biz. Sessizce nişanı atarım. Olay da çıkmaz, en iyi çözüm bu heralde. Peygamber: Ne kadar düşüncelisin. Yalnız, Tanrı’nın hayatında neler yaptığı konusunda senin de hiç bi fikrin yok, çoğu kişi gibi. Yusuf: Ya tamam, eninde sonunda rezil olcak. Ama en azından benim yüzümden olmaz. Melek: Sana söylemek istediğimiz bi şey var, Yusuf! Meryem’i kendine eş olarak almaktan korkma! Onun rahminde oluşan Kutsal Ruh’tandır. Yusuf: Kutsal Ruh’tan mı? Peygamber: Evet, kehaneti yerine getirdi: İşte, kız gebe kalıp bir oğul doğuracak, adını da İmmanuel koyacaklar. İmmanuel, Tanrı bizimle demektir. Yusuf: “Tanrı bizimle” mi? Peygamber: İnsanlık ne zamandır bunu bekliyo! Tanrı aramızda olucak! İnsanların onunla özel ve samimi bi ilişkileri olmasını mümkün kılıyo! (Yusuf tedirgin görünmekte) Melek: Korkmana gerek yok dedim ya, Yusuf. Yusuf: Ne? Ne dedin? Peygamber: Korkak olma dedi! Melek: Tanrı’nın planındaki rolünü yerine getirmek cesaret ister tabi. Kaç kez anlatsan da, insanlar sana inanmicaklar, hatta hor...

Vaadi Beklerken Oca07

Vaadi Beklerken

Karakterler: Gabriel Meryem Melek Elizabet Zekeriya – Müzik çalar. Zekeriya’yı görüyoruz, Elizabet ve Meryem ‘Bekleme Dansı’’nı yapmaktadır. Gabriel Elizabet ve Meryem’i pür dikkat ile izlemektedir, Melek ise kendi başına bir tomardan okumaktadır. Bir süre geçer… – Melek: (Okuyor…) ‘‘Vaat iman üzerine kurulmuştur, öyle ki bir lütuf meselesi olarak İbrahim’in tüm soyuna – yalnız Kutsal Yasa’yı almış olanlar değil, İbrahim’in imanını paylaşanlar için de – bu vaat garantilenmiş olsun. Umutsuz görünen durumlara rağmen İbrahim ‘birçok ulusun babası’ olacağına umut ediyordu.’’ Melek: Hah! (tekrar eder…) ‘‘Umutsuz görünen durumlara rağmen umut ediyordu’’! Gabriel: Hah mı? Ne demek istiyorsun ya? Derdin ne senin? Melek: Beni kandıramazsın Gabriel, birşeyler olmak üzere. Öyle olmasa ne diye bu insanları saplantılı bir şekilde izliyor olursun ki? Gabriel: Gündelik hayatları sürdüren normal insanlar bunlar. Melek: Evet! Ama bir şeyleri bekliyorlar. Onlar ‘Umutsuz görünen durumlara rağmen umut ediyor.’’ Beni kandıramazsın! Gabriel: Çok doğru dostum, fazla zekisin. Zerekiya, Meryem ve Elizabet hep beraber bekliyor… Ama onlar vaat ile bekliyor. Melek: Hah! Tamam işte! Vaadin olacağını tahmin etmiştim! Ama vaat 2000 sene önce verilmişti, insanlar nasıl o kadar çok bekleyip hemde inançlı olabiliyorlar? Gabriel: İnanıyorlar çünkü onlar yeni olacak bir şeyi değil zaten başlamış olan, sanki kalplerine ekilmiş ve köklenerek büyüyen bir tohumu yeşermesini bekliyorlar. İman içinde bekliyorlar. Melek: (tekrar eder…) İman içinde bekliyorlar. Gabriel: (Zekeriya’ya yanaşır) Evet, imanları mükemmel olmadığı zamanlarda bile, Tanrı genede verdiği vaatlere sadık kalıdı. (Zekeriya ile konuşur…) Zekeriya! Korkma, duan işitildi. Melek: Bak! Oluyor işte! Gabriel: (devam eder…) Karın Elizabet bir çocuk doğuracak ve adını Yahya koyacaksınız. O RAB’bin gözünde büyük olacaktır. Melek: Halkın iki bin senedir bunu bekliyor! Gabriel: (Meleğe susması için işaret eder ve devam eder…) O birçokları, Tanrı’ları olan RAB’be geri getirecek – RAB’in önüne çıkabilecek bir halk hazırlamak için! Zekeriya: Buna nasıl inanabilirim ki? Ben yaşlıyım, karım...

Tüm Dünyanın Umudu Oca07

Tüm Dünyanın Umudu...

Karakterler                                                                                                                                                                             Yair                                                                                                                                                                                          Kadın                                                                                                                                                                                                  Kız                                                                                                                                                                                          Şarkıcı – Meryem Biliyormuydun? şarkısının ilk yarısıyla başlar. Müzik gittikçe azalır. Ve Müzik azaldıkça Yair konuşmaya başlar. – Meryem, biliyor muydun! Çok küçük oğlun su üstünde yürüyecegini? Meryem, biliyor muydun! Çok küçük oğlun çocuklarımızı kurtaracak? Biliyor muydun? Çok küçük oğlun hayat vermeye geldiğini? Yeni doğanın seni yenileştirecek. Meryem, biliyor muydun! Çok küçük oğlun körün gözünü açacak? Meryem, biliyoru muydun! Çok küçük oğlun fırtınaları dindirecek? Biliyor muydun! Çok küçük oğlun meleklerle yürüdüğünü? O’nu öptüğünde Tanrı’yı öptüğünü? Yair: Benim bir çocuğum var, tek bir kız çocuğum, on iki yaşında. Havrada bir yöneticiyim. Makamım doğal olarak saygı ve yetki makamı. Her zaman çok çalıştım, iyi bir aileden geliyorum, benim için işler hep yolunda gitti. Bana öğretilen, ahlak kurallarına uyarak bir yaşam sürdürdüğüm müddetçe, hayatımda meraklanacak bir sorun oluşmayacağıydı. Ve eğer bir sorun çıkarsa, bu sorunun hep bir çözümü olduğunu da öğrenmiştim daha önce. İstediğim her şeye sahiptim, buna alışmıştım. Kadın: O kadar uzun süredir hastaydım ki, sağlıklı olmanın nasıl bir şey olduğunu, hatta insan olmanın nasıl bir şey olduğunu bile unutmuştum. Uzun süre hastalığın devam edince insanlar seni suçlamaya başlıyor. Neyin olduğunu merak ediyorlar, ya da iyileşmediğine göre, bu hastalığı hak etmek için bir şey yapmış olmalısın diye düşünüyorlar. Veya “Tanrı sana bir şeyler öğretmeye çalışıyor, neden dersini almıyorsun?” Hatta ‘Tanrı seni cezalandırıyor olmalı.’ diye düşünüyorlar. Ve bu düşünceye sahip olanlar bir tek onlar değil. “Tanrı benden nefret ediyor olsa gerek, beni ne zamana kadar cezalandıracak?” diye düşünmeye başladım. Yair: Bir gün kızım hastalandı. Tabii doktorları çağırdım. Ellerinden gelen her şeyi yaptılar ama yaptıkları onu iyileştirmeye yetmedi. Tüm gece yanında durdum, ve giderek kötüleşmesini izledim. Kendimi hiç bu kadar aciz hissetmemiştim, ne yapabilirdim? Kadın: Başka ne yapabilirdim ki? On iki yıl boyunca sayısız doktora gittim ama iyileşmek yerine kötüleşmeye devam ettim, ve tüm...

Hediye Oca07

Hediye

Karakterler                                                                                                                                                                              Aziz                                                                                                                                                                                             Hasan – Aziz: Hediye çekilişinde senin adın çıktı bana. Hasan: Ciddi misin? Bana da senin adın çıktı! Şansa bak ya! Aziz: Sana süper bi hediye aldım yalnız, ona göre. Hasan: Valla senin bana aldığın hediyeden iyi olamaz. Aziz: Yapma ya? Nerden biliyosun? Hasan: Bilirim. Ayıptır söylemesi, biraz araştırma yaptım da… Aziz: Ee? Hasan: Ailene, arkadaşlarına neleri sevip sevmediğini sordum. Babaannenle bile konuştum. Beni duyamadığı halde! Bağıra bağıra anlaştık. Gerçi söylediklerine inanmadım ama… Aziz: İnanmadın mı?! O benim babaannem! Hasan: Yok, öyle değil. Yani sürekli (nine sesiyle…) ”Bizim torun çikolata sever… Kırmızı renk şeyler sever…” Aziz: Ee noolmuş yani? Hasan: Bişey olduğu yok da, en çok sevdiğin şeyleri öğrenmek istedim, öyle gündelik şeyleri değil. Aziz: O değil de, ben de biraz araştırıp soruşturdum. Hem ailene hem de Facebook’ta belki tanıdığın, belki tanımadığın 300 kişiye sordum neleri sevip sevmediğini. Hasan: Üç değişik semtte alışveriş yaptım! Aziz: İnternette saatlerce vakit geçirdim en güzel şeyi bulmak için! Hasan: Harcamamız için verdikleri limitten fazla para harcadım. Aziz: Ben de! Hatta bi sene para biriktirdim! Hasan: Para biriktirmek için bi yıl öğle yemeği yemedim. Aziz: Okula gitmek için otobüs kartıma para yüklemek yerine yürüdüm. Hasan: Sırf bunun için part-time bi iş buldum! (Duraksama) Aziz: Tamam, biraz abartmış olabilirim. Dediğim kadar para harcamamışımdır. Hasan: Ben de. Ama bulabildiğim en güzel hediyeyi aldım. Aziz: Bu da benim bulabildiğim en güzel hediyeydi. Birbirlerine aldıkları hediyeleri ve hediyelerin üzerinde duran kartları verirler. Hasan: Aa kart da almışsın, ne güzel! Ama gerek yoktu ki. Aziz: Kart mı? Ben sana kart almadım ki. Biraz abartı olmaz mıydı? Gerçi sen bana almışsın ama… Hasan: E ben de sana kart almadım! Aziz: Kim almış o zaman? Hasan: Ne bileyim.. Kartlarını açarlarken yemliğin olduğu yere gidip arkasında dururlar. Aziz: (okuyarak) Sevgili Aziz… Hasan: (okuyarak) Sevgili Hasan… Aziz:...

ÇOBANLAR GELİYOR Oca07

ÇOBANLAR GELİYOR

Ahmet Dıklç tarafından yazıldı. – Sahne de iki çoban vardır, koyunlarını gütmektedirler. Arkaların da büyük bir yıldız hareket etmektedir. – Nahşon: Heyy Elyakim!… dün gece bir rüya gördüm. Elyakim: Hayırdır Nahşon, nasıl bir rüya? Nahşon: Bir türlü anlam veremedim şu başımızdaki yıldızdan olsa gerek aklım karıştı. Elyakim: Nasıl yani? Anlat da dinleyelim. Nahşon: Rüyamda büyük bir kargaşa gördüm insanlar gökteki yıldız etrafında toplanmışlar, sonra yıldız aniden çok hızlı bir şekilde yere düşüyordu ve kimi insanlar kaçışıyordu kimi insanlarda olduğu yerde durup yıldıza bakıyordu. Elyakim: Hmm anlamı ne acaba? Keşke Yusuf gibi iyi bir rüya tabircisi olsaydım ama malesef bilmiyorum bence şu yıldız gerçekten de aklını karıştırmış olabilir. Nahşon: Gerçekten de öyle, kimisi diyor ki bu yıldız dünyaya çarpacak ve hepimiz öleceğiz, kimisi diyor ki bize bir işaret. Acaba bu yıldızın anlamı ne? Elyakim: Ne olacak kardeşim gökteki binlerce yıldızdan biri işte, fazla kafanı yormasan iyi edersin. Dua et de başımıza düşmesin (diyerek gülümser). Hem korkma Mesih gelmeden bu dünyanın sonu gelmez. Nahşon: Mesih mi sen hala O’nu mu bekliyorsun? Dostum sen yaşamın boyunca hiç peygamber gördün mü? Tanrı hakkında atalarımızın anlattığından başka ne biliyoruz? Duyduklarımızın da masal olmadığının ne kanıtı var? Elyakim: Sen gerçekten de böyle mi düşünüyorsun? Tanrı’nın babamız İbrahim’i neden seçtiğini, İsrail’in Mısırdan nasıl çıktığını, Davut’a neler vaat ettiğini hiç mi duymadın? Nahşon: Duydum elbet ama sadece duydum hiçbir şey görmedim. (alaycı şekilde güler) Bunların çocukluğumuzda bize anlatılan masallardan bir farkı yok ki. Elyakim: Nahşon Nahşon ne dediğinin farkında mısın? Nahşon: Farkındayım elbette, yıllardır bu koyunları otlatmak için bu dağlardayım ve aslında düşünmeye baya bir fırsatım oldu. Ve bu yaşıma geldim hala hiçbir şey görmedim. Elyakim: Peygamber Malaki’nin ne söylediklerini hatırlamıyor musun? En son o Yüreği doğru olmayan Rab’bin yaptıklarını küçümseyenleri uyarmıştı. Hatta Rab, yolunu hazırlayacak kişiyi göndereceğini ve sonra yeryüzüne geleceğini...

İtaat Etmenin Özgürlüğü...

On Emir Serisi (Giriş) Karakterler: Ersel Lusia Gamze İsa   İsa ve Hayko’nun saatini telefon olarak kullanmaya çalışan Ersel’i izlemeleriyle başlar.   Ersel: Alo! Alo? (Çekim alanına girmeye çalışarak sağa sola gidip gelmektedir…) Sesim geliyo mu? Aloooo! Lusia: Abi sen naabıyosun ya?! Ersel: Yakup’u aramaya çalışıyorum, ama çekmiyo heralde. Garip… Neyse, dışardan çeker belki. (Sahneden ayrılır. Saçını boş bir Starbucks bardağıyla taramaya çalışan Gamze gelir sahneye.) Gamze: (Biraz duraksar) Niye olmuyo bu ya? Amaan neyse, taramicam! (Sahneden ayrılır) Lusia: Nooluyo İsa? Herkes delirmiş! İsa: Nasıl yani? Lusia: Ne nasıl yani? Görmüyo musun milleti? (İsa hala anlamadığını ima ederek kafasını hayır anlamında sallar.) Az önce Ersel saatiyle birini aramaya çalışıyodu. Gamze kahve bardağıyla saçlarını tarıyo… Millet bi garip! İsa birşey demez. Lusia: O nesneleri yapıldıkları iş için değil, saçma sapan şeyler için kullanıyolar! İsa: (Katılarak) Bak burda haklısın. Peki…sence sen hangi iş için yaratıldın? Lusia: Becerebildiğim şeylerden mi bahsediyosun? İsa: Hayır. Lusia: Yeteneklerim mi? İsa: Hayır. Lusia: Hayallerim? Gamze havada bir havlu sallayarak tekrar sahneye gelir. Gamze: Şununla bi türlü internete bağlanamıyorum ya! Lusia: (Gamze’ye) Bilgisayar diye bişey çıkmış! Kullandın mı hiç? (Gamze sahneden ayrılır. İsa’ya konuşarak…) Neyse… Ne diyoduk? Hee, yani Tanrı’nın biz insanları ne için yarattığını mı soruyosun? İsa: Aynen. Sonuçta herşeyin bi işlevi var. Tanrı böyle yaratmış. Lusia: Evet, evet biliyorum! Tanrı’yla samimi bi ilişki içersinde olmak için yaratıldık. Ama belli ki bunu beceremiyoruz, bu yüzden bize on emri verdin, di mi? İsa: Olay emirlerden ibaret değil ama. O emirler sadece birer araç. Aslında özgür olman için verildiler. Lusia: Özgür olmam için mi? Kural varsa özgürlük mümkün mü ki? Ersel, morali bozuk bir şekilde, elinde bir peçeteyle sahneye gelir. Lusia: O elindeki ne? Ersel: Balığım. Özgür olmasını istiyodum, akvaryumundan çıkarayım dedim, ama yerde biraz çırpındıktan sonra öldü! (sahneden ayrılır) Lusia İsa’ya öylece...

Egemenliğin Gelsin

On Emir serisi (6. Bölüm) – İhsan ve Göker sahneye gelir. Nuray ise zaten sahnededir. (Not: Bu skeçte kullanılan insanların fotoğrafları tanınmayan anonim kişilerin fotoğrafları olmalı.) – İhsan: Yapmadım abi ben öyle bişey ya! Göker: Yaptın, yaptın. Zaten hepimiz yaptık. İhsan: Seni bilmem ama ben yapmadım. Nuray: Hayırdır, niye tartışıyosunuz? Göker: İhsan hayatı boyunca hiç kimseyi öldürmediğini iddia ediyo. Nuray: Ee? Öldürmüş mü yani? İhsan: Tabii ki öldürmedim. Göker: Ama kızdığın insanlar oldu. İhsan: E normaldir, herkesin olmuştur ki. Göker: Belki normaldir, ama önemli olan, o insanlara nasıl tepki gösterdiğimiz. Nuray: Doğru diyo, bu dünyada anlaşamadığımız çok insan olucak. Ama yeniden doğmuş kişiler olarak biz asıl ait olduğumuz egemenliğin değerlerini yansıtmalıyız. İhsan: Tanrı’nın yeryüzündeki egemenliği! Göker: Aynen! Nuray, zahmet olmazsa… (Nuray ”Tanrı’nın Egemenliğine hoşgeldiniz!” yazılı bir yazı asar.) Nuray: Buyur otur. (İhsan oturur) İhsan: Çok komik, şimdi de Tanrı’nın egemenliğindeyiz öyle mi? Nuray: Yani, biraz öyle. Göker: Tanrı’nın egemenliğinde düşmanlarımızı sevip, bize kötülük edenler için dua ederiz. Bunları yapmazsak dış dünyadan ne farkımız kalır ki? İhsan: Ya biliyorum İsa’nın ”Birine kızgın olduğunuzda onları öldürmüş kadar olursunuz.” dediğini de, açıkçası abartmış bence. Nuray: İlla ki demesinin bi sebebi vardır. (birinin fotoğrafını kaldırarak) Herkes Tanrı’nın suretinde yaratılmış. Bu yüzden bütün insanlar aynı bi ayna ya da fotoğraf gibi Tanrı’nın suretini yansıtır. İhsan: Kainatın tümü aynı şeyi yapmaz mı? Göker: Evet de hayvanlar ve doğa Tanrı’yı buğulu bi şekilde yansıtır. İnsanlar özeldir. Biz onun şanını yansıtırız, çünkü onun suretinde yaratılmışız. Nuray: Böylece her kişi Tanrı için sonsuz derecede değerlidir. İşte bu yüzden de İsa, birbirimizle olan etkileşimlerimizde bunun farkında olmamızı istiyo. Göker: Bu kişiyi tanıyo musun? (İhsan’a bir fotoğraf gösterir) İhsan: Tanımaz mıyım? Kuzenim o benim. Nuray: Kuzeninle anlaşıyo musun? İhsan: Yok ya, ne anlaşması? Hatta bazen ondan… (sözlerine hakim olur) Göker: …nefret edersin. Belli zaten, yanındayken...

Benden Başka Tanrın Olmayacak...

On Emir Serisi (1 ve 2) – Karakterler:                                                                                                                                                                             Seyfi                                                                                                                                                                                              İsa                                                                                                                                                                                               ”İş” / Yaşlı Adam (tek oyuncu tarafından oynanan ayrı karakterler)                                                                              ”Eğlence”                                                                                                                                                                                   Sibel – İsa ve Seyfi muhabbet ederek sahneye beraber giriş yaparlar… Seyfi: Senle konuşabildiğime çok sevindim, İsa! Bu aralar o kadar çok sorunum var ki! İsa: Biliyorum. ”Başka tanrıların peşinden koşanların sorunları durmadan artar.”* Seyfi: O ne demek şimdi? İsa: Bence sen dua ederken beni görmüyosun bile. Övgü değil, sadece kendi isteklerini dile getiriyosun. Seyfi: Hayatımda sürekli bişey ters giderken övgü yağdırmak zor geliyo çünkü! İsa: Bırak da ben yardım edeyim o zaman. On emirden ilkini hatırlıyo musun? ”Benden başka tanrın olmayacak!” Seyfi: Evet… İsa: Kulluk ettiğin bazı tanrılarla tanıştırmak istiyorum seni. Bak bi tanesi geldi bile. (Boynunda ”İş” yazılı olan bir tabela taşıyan bir kişi gelir.) Seyfi: Ciddi olamazsın. İşimde başarılı olmak istemek iyi bişey değil mi? İsa: Tabii ki iyi bişey! Çoğu zaman böyle putlar esasında iyi bişey zaten. Ama buna benzer iyi şeyler hayatındaki en önemli şey haline gelince, yüreğinde putlaşmış olur. Seyfi: Hee, anladım galiba. Tanrı’dan daha önemli duruma gelince mi diyosun yani? İsa: Aynen öyle! Mesela Tanrı’yı hayal kırıklığına uğrattığında noolur? Seyfi: Yani, tövbe edersem, o da beni affeder. Çünkü beni sonsuz bi şekilde seviyo. İsa: Ama işin seni sonsuz bi şekilde sevmiyo. İşini veya başka herhangi bişeyi putlaştırdığın zaman, onun gerektirdiklerini yerine getiremediğinde sırtına kocaman bi yük olur, o kadar. Hiç bi hayrı dokunmaz. Seyfi: Gerçekten de aynı öyle oluyo! İşler iyi gitmedimi, kendimi hiç bişeye layık hissetmiyorum. İsa: İşte gerçek kurtarıcın Tanrı’ysa eğer, layık olup olmaman işinde ne kadar başarılı olduğuna dayanmaz. ”İş” sahneden ayrılır, yerine boynunda ”Eğlence” yazısı taşıyan biri gelir. ”Eğlence” bu süreç boyunca hep cep telefonuyla bir şeyler yapmaktadır. Seyfi: Boş zamanlarımda oyun oynayıp internette dolaşmayı seviyorum. Ne var ki bunda? İsa: Sadece...

Yaşayan Tanrı Oca07

Yaşayan Tanrı

Okuyucular 1. Okuyucu İlyas/İsa 2. Okuyucu Anlatıcı 3. Okuyucu/Yüzbaşı – 1. Okuyucu: Rab olan Tanrınız aranızda yaşıyor. 2. Okuyucu: Sizinle birlikte olan güçlü bir kurtarıcı, galip gelen bir savaşçı var. 1. Okuyucu: Sizi tanımaktan öyle memnun ki. Sevgisiyle bütün korkularınızı dindirir. 2. Okuyucu: Neşeli ezgilerle sizin için sevinir. Bütün yeryüzü Rab’be ezgiler söylesin! 1. Okuyucu: Kurtuluşunu her gün duyurun! Görkemini uluslara, harikalarını bütün halklara anlatın! Anlatıcı: Ancak o günlerde bütün İsrail halkının Rab’bin önünde toplanması gerekti. İlyas halka meydan okumak zorunda kaldı. Dedi ki: İlyas: Daha ne kadar kararsız kalacaksınız? Eğer Rab Tanrı’ysa onu izleyin; yok Baal Tanrı’ysa onun ardınca gidin. Ama artık karar verin! 1. Okuyucu: Çünkü Rab uludur, yalnız o övgüye değer. 2. Okuyucu: …ilahlardan çok O’ndan korkulur. Anlatıcı: Ama halk hiçbir şey demedi. İlyas devam etti: İlyas: Bize iki tane boğa getirin ve kesip hazırlayın. Sonra siz kendi tanrınızı adıyla çağırın, ben de Rab’bi adıyla çağıracağım. Hangisi ateşle karşılık verirse, Tanrı odur. Anlatıcı: Bütün halk, “Peki, öyle olsun” dedi. Bunun üzerine boğayı kesip hazırladılar. Sonra sabahtan öğlene kadar Baal’a adıyla yakardılar. 1, 2 ve 3. Okuyucular: Baal, bize karşılık ver! Anlatıcı: …diye bağırdılar. Ancak cevap alamadılar; karşılık veren olmadı. 1, 2 ve 3. Okuyucular: Ey Baal, bize karşılık ver! Anlatıcı: Ama hiçbir şey olmadı – hafif bir esintinin fısıltısı dahi duyulmadı. Çaresizlikten, yaptıkları sunağın üstüne çıkıp zıplamaya başladılar. Öğle saatlerinde İlyas artık dalga geçmeye başladı… İlyas: Daha sesli bağırın! Sonuçta o da bir tanrı değil mi? Belki dalgındır ya da işi vardır, belki de yolculuk yapıyordur. Ya uyuyorsa ve uyandırılması gerekiyorsa? Anlatıcı: Daha yükse sesle dua etmeye başladılar. Hatta adetleri uyarınca, kılıç ve mızraklarla kanlarını akıtıncaya dek bedenlerini yaraladılar. 2. Okuyucu: Tanrı’yı tanıyın. O’nun görkemini ve gücünü kabul edin. Rab’bin görkemini adına yaraşır biçimde övün. 1. Okuyucu: Kutsal giysiler içinde Rab’be...

Rab’bi Beklemek Oca07

Rab’bi Beklemek...

İki Okuyucu ve Elizabet Oyun başlarken Elizabet sahne ortasındadır. Her iki tarafında birer okuyucu vardır. 1: Elizabet bütün hayatı boyunca bir şeyin değişmesini bekledi. 2: Beklerken de Rab’be sadık kaldı. Bütün buyruklarına, emirlerine uyardı ve Tanrı gözünde doğruydu. 1: Kabahatsizdi. 2: Ama yine de bekledi. 1: Elizabet’in çocuğu olmuyordu, kısırdı. 2: Her gün bekledi hayatını değiştirecek o haber için, 1: …ona bir çocuk verecek o haber için 2: …komşularının onda gördüğü utancı ve rezaleti kaldıracak o haber için. 1: Tanrı’nın ona bu iyiliği göstermesi için bekledi. Tek bu iyiliği yapması için. Başka bir şey istemiyordu. 2: Artık yaşlanmıştı da. 1: Buna rağmen hayatının her anında hissettiği o boşluk ve acı, Tanrı’ya isyan etmesine bahane olmadı. 2: Ona olan itaati, arzularının yerine gelmesine bağlı değildi. 1: Onun yerine, o acıyla yanyana yaşamasını öğrendi. Başkaları için hissettiği şefkat ve acıma duyguları yüreğinde daha da derinleşti. 2: Çünkü acı çekmenin nasıl bir şey olduğunu o da biliyordu. 1: Beklerken, kalbinde bir şeyler olmaya başladı. 2: Ruhunun derinliklerinde umut tohumu ekilmişti. 1: Sevgi ve güven büyümeye başladı bütün boşluklarında… 2: …diri bir umutla onu dolduran. 1: Rab’de ona sevinç veren diri bir umut… 2: …ellerinden asla kayıp gitmeyecek olan. 1: Sevinç, çünkü kimi beklediğini biliyordu! 2: Duası kabul olup hamile kalınca 1: …yalnızlığı, insanların gelip teselli bulabileceği bir yer oldu. 2: Zekeriya ve onun suskunluğu için, (Zekeriya sahnenin sol tarafından giriş yapar, konuşamadığı için şok geçirmiştir. Elizabet ona teselli olur) 1: İçindeki yeni hayat için, (Elizabet karnına bakarak ellerini üstüne koyar) 2: Sığınacak bir yer arayan gencecik Meryem için, (Meryem sahnenin sağ tarafından giriş yapar ve Elizabet’le kucaklaşırlar) 1: ve bir zamanlar onu hor gören komşuları için. (izleyicilere doğru bir adım atıp samimi bir şekilde onlara kollarını açar) 2: Tanrı, Elizabet’in gözyaşı vadisinden diri su akmasını sağladı. 1:...

Peygamberlik ve Vaat Oca07

Peygamberlik ve Vaat

Dört Okuyucu #4: Ey bütün uluslar, Rab’be övgüler sunun! Ey bütün halklar, O’nu yüceltin! Cünkü bize beslediği sevgi büyüktür, Rab’bin sadakati sonsuza dek sürer! Rab’be övgüler sunun! #3: Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun. Herkes: Sevgi #2: Eski günlerde şöyle peygamberlik edilmişti: Sevgiyle kurulacak tahtı; sadakatle çıkacak o tahta — o Davut’un evinden olacak #1: İşte Tanrı sevgisini aramızda böyle gösterdi #4: Tek ve yegane oğlunu, onun aracılığıyla yaşam bulalım diye dünyaya gönderdi #3: Bu yüzden Söz beden alıp aramıza geldi #1: Ve biz de onun yüceliğini gördük #2: … tek ve yegane olanın, Baba’dan çıkıp gelenin yüceliğini. #3: Yeryüzünde yaşayan her insana gerçek ışık sağlayan dünyaya geldi. #4: Eski günlerde şöyle peygamberlik edilmişti: Karanlıkta yürüyen halk şaşılası bir ışık gördü; ölümün gölgelediği diyarda yaşayanların üzerine büyük bir ışık doğdu. Herkes: Sadakat #1: Sevgiyle kurulacak tahtı; sadakatle çıkacak o tahta — o Davut’un evinden olacak #3: Altıncı ayda Tanrı melek Cebrail’i Galile’deki bir kasabaya, Nasıra’ya gönderdi, orada bakire bir kız vardı, Davut’un soyundan Yusuf ile sözlüydü. Adı Meryem’di. Herkes: Doğruluk #2: Meryem Yusuf’la sözlüydü ama evlenmeden önce Kutsal Ruh’tan hamile kaldı. Kocası Yusuf doğru bir adam olduğundan ve Meryem’i herkesin gözü önünde utandırmamak için onunla sessizce ayrılmak niyetindeydi. #4: Ama bir gün bir melek Yusuf’a rüyasında görünüp, “Davut oğlu Yusuf” dedi, “Meryem’i kendine eş olarak almaktan çekinme çünkü onun rahmindeki Kutsal Ruh’tandır.” Herkes: Kutsal Ruh #1: Melek şöyle yanıt verdi, “Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, Yüceler Yücesi’nin gücü sana gölge salacak. Bunun için doğacak olana kutsal, Tanrı Oğlu denecek.” #2: “Meryem bir oğul doğuracak. Adını İsa koyacaksın. Çünkü halkını günahlarından O kurtaracak.” #3: Çünkü Tanrı’nın yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Herkes: Vaatler #4: Eski günlerde vaat edilmişti: Böylece Rab’bin...

İsa ve Zakkay Oca07

İsa ve Zakkay

Karakterler: Anlatıcı İsa Zakkay Kalabalık (3 kişi veya üzeri) – Anlatıcı: İsa adeta ünlüymüş! Bir gün Eriha diye bir şehirden geçiyormuş. Her zamanki gibi, kalabalık insan grubu onun görmek için bekliyordu… Kalabalık İsa’yı görmeye çalışmakta… #1: Görebildin mi? #2: Yok, daha yakınına gidemedik ama bu tarafa doğru geliyo. #1: Emin misin? #2: Evet! Burda durursak hemen yanımızdan geçicek! #3: Acaba konuşur mu bizle? #1: Bilmem, neden olmasın! #3: Hatta çağırsak belki akşam yemeğine gelir! Antatıcı: Bu arada kalabalıkta İsa’yı çok görmek isteyen, vergi görevlilerinin başı olan Zakkay adında biri varmış. Boyu kısa olduğundan kalabalığın önüne doğru geçmek istemiş… Zakkay arkadan öne doğru gelmeye çalışmakta fakat kalabalık ona engel olmakta. Zakkay: Pardon… #2: Bi şey duydun mu? #1: Sinek vızıldamıştır, boşver. Zakkay: Pardon dedim! Lütfen, geçmeme izin verin. #3: Kusura bakma kardeş! Yer yok. #1: O kadar paran var ya, önden yer satın alınmıyo muymuş? (Alçak sesle…) Pis hain. Antatıcı: Zakkay kalabalıkta ona yer vericek kimse olmadığını anlayınca farklı bir yol dener. (Zakkay etrafına bakınır) #2: Adama bak ya! #3: Pislik herif! Elime dokundu. İşin yoksa git abdest al şimdi. Antatıcı: Bundan sonra Zakkay’ın yaptığını şerefine önem veren hiç kimse yapmamıştır. En yakın ağaca gitmiş… tepesine tırmanmış! Kalabalık hayretler içinde izlemiş. (Zakkay, ağacı temsil eden merdivenlere doğru gider) #1: Yok artık! Şuna bak. Rezil herif. #3: Parası sağolsun az da olsa yetkisi vardı. Şimdi o da yok! #2: Yok arkadaş, şeref meref kalmamış. #1: Aha İsa! Buraya geliyo. Kalabalık: (İsa’ya seslenerek…) Hocam! Efendim! (vs.) İsa bir şey diyecekmişçesine kalabalığın önünde durur. Sonra yavaşça dönerek yukarda duran Zakkay’a bakar… İsa: Zakkay, in la aşağı. Akşama sendeyiz! Zakkay: Olur valla! Her zaman kapım açık hocam sana! Aşağı iner. Bu arada… #1: Nooldu?! #2: İsa naabıyo? #3: Evine mi gidiyo bu şerefsizin?! #1: (Kızgın) Günahkarın konuğu mu olcak...

İmmanuel Oca07

İmmanuel

Dekor: Yıldızbilimci (pahalı giysiler giymiş) ve Çoban (eski püskü giysiler giymiş) sahnenin arka solunda ve arka sağında durmakta. Meryem aralarında ön orta kısımda, elinde bebekle oturmakta. Piyes boyunca konuşmaz. Yıldızbilimci: Hayatım boyunca ne denesem başarılı olmuşum. Tabi iyi bi aileye doğmam ve en iyi eğitimi almış olmam buna katkıda bulunmuştur elbet. Sonunda bilim adamı ve yıldızbilimci olarak saygınlık kazandım. Kişisel hayatımdan bahsedicek olursak, sevdiğim kadınla evlendim ve yakışıklı bi oğlumuz oldu. Yani anlicağınız, şu hayatta durumu benden iyi olan yoktu. Çoban: Doğduğum andan beri kaderim çizilmişti. Babam da çobandı, dedem de. Küçüklüğümden beri ben de kırda çayırdaydım. Kırsalda düşünmekten başka yapçak pek bi şey yoktur. Bazen Tanrı hakkında düşünürdüm. Belli ki bütün bu düzeni o yaratmış ama onun dışında… yani beni düşünmediği kesindi. Tek emin olduğum buydu. Yıldızbilimci: Kendimden emindim. Tanrı’yı pek düşünmezdim. Zaten Tanrı’nın varlığı yokluğu günlük hayatımı etkilemezdi, bu yüzden çok da önemli değildi benim için. Ben hayatımı gayet güzel yürüten, mantık çerçevesinde düşünen biriydim. Daha düşüncek ne vardı ki? Her şey kontrolüm altındaydı, hiç bi sıkıntım da yoktu. Çoban: Yapmam gerekeni biliyodum ve sadece onu yapmaya bakardım. Ama işin doğrusu çok dertliydim. Başka birisi olmanın hayalini kurardım bazen — dünyayı gezip harika şeyler yapardım belki… Önümdekini düşünmemek için hayallerim bana bi kaçış yolu oldu. Ama bi süre sonra anladım ki o hayalleri unutmam lazım. Gerçekleşmeleri imkansızdı. Hayallerim bile bana acı verir oldu. Yıldızbilimci: Sonra sevgili karım hastalanıp vefat etti. Oğlumla ilişkim de zayıfladı, ikimiz de çok acı çektik. O hayatını mahvedicek kararlar verirken, ben ne kadar yol göstersem o da kadar direniyodu. Onu yalnız bırakmamı istediğini belli etti. Ama yüreğim onunkiyle o kadar içiçeydi ki… Nasıl yalnız bırakabilirdim? Çoban: Hayatım boyunca tek bi kızı sevdim. Eninde sonunda evleniriz diye düşünmüştüm. Ama bu da imkansızmış. Ailesi beni çobanım diye istemedi. Beni tanıyolardı,...